Hangi yazarın biyografisi okumak istersiniz?

31 Aralık 2017 Pazar

Deliliğe Çağrı - 2



-I-


Ne demiş halk ozanı Del'oğlan;

"Ferman etmiş Selahaddin katlime
Sözüm, sözünden dönene ateştir
Deli fikirdir hükmeden dilime
Hiç kimselere, boyun eğmemiştir"

Ne çok gökyüzü geçti üzerimizden, ölümlüğünü giyip geçiverdi öylece. Kandırdık zamanı ve mekanı, kendi dünyamızda oyunlar oynadık, biz de inandık. Parlak fikirler ve hayallerle yol aldık ama yolun bir yerinde, bambaşka yerlere savrulduğumuzu fark ettik. Neyi düşünüyorsun güzel çocuk, düşündüklerinin hükmü olmadığını anlamadın mı halen? Gerçi anlayacak çok şeyin var, anlatacakların gibi. Lakin denemen bile yersiz, kendini boşuna tekrar etmektesin.

Bilirim ki kavramlar, insanların onlara atfettiği anlamlarla var olur. Aşk, emek ya da onur gibi. Bu kelimeler öylesine müstesna ve değerlidir ki, dokunmaya kıyamaz, kirletmekten korkarsın. Oysa bu kelimeler de, kullanıldıkça kirlenir ve yok olur. İyi niyeti suistimali, niteliksizliğine kılıf olarak kullananlar, içlerini mütedamiyen boşaltır. Dostlarım, bu kelimeleri kullanımdan kaldırmalı, sarmalı ve itinayla saklamalı. Ki alçakta kalanlar erişemesin. Yoksa, söylenecek sözümüz de, söyleyecek yüzümüz de kalmayacak.

Kelimelerin gücünü ve yükünü, hakkını verecekler sırtlansın. Söylediklerinin altında kalacak insanlar, söyleyecek sözleri bulamasınlar. Kanlı bir balgam gibi, tıkasın boğazlarını, nefes alamasınlar. Onların alelade dile getirdikleri, gecelerce kan kusarak bulunan sözlere galebe çalmasın. Geceleri, gündüzlerin muhakemesini yürüten zihinlerin intikamı da, böylece alınsın.

Belki bugün, onlar sahipler güzel hayatlara. Belki onlar sahip aşka ve arkadaşlığa ama yarınlar bizimdir. Değerli dostlarım ünlü Tekirdağ Filozofu Vareste der ki; Gelecek, ona bugünden hazırlananlarındır. Bugünden itibaren değişen zaman ve gelen günler, biz gececilerindir. Gündüzleri sıradan hayatlarının ve rahat uykularının gönül rahatlığıyla yaşayan gündüzcülere karşı, gececi hareket her daim bir arada olacaktır.

Onlar her daim mutlu ve huzurlu olacaklarını sanıyorlar, her daim rahat ve korunaklı evlerinde olacaklar. Küçük burjuva(petit bourgeois) hayatlarını işgal edeceğiz, onları uykularından edip, akıllarına vehmimizi zerk edeceğiz. Evvelce süsleri ve reveransları yitecek, sonra yavaş yavaş özlerine dönmeye başlayacaklar. O lümpen sözler yerini, argo jargona bırakacak. Tiyatrolardan ya da sergilerden değil, onlar da yalnızlıktan konuşmaya başlayacaklar hatta zamanla konuşma yetilerini de kaybedip, sadece düşünecekler. Sonra düşüncelerini de ilhak edeceğiz, hakkımızı alacağız. Düşlerine sızıp, kabuslara gark edeceğiz. Artık kaçacak yerleri yok, bizler buradayız.


-II-


Büyük sözler söylemem, büyük adam olduğumu göstermez ki. Oysa yıllarca, bu çocuk büyük adam olacak demişlerdi, ben de inanmıştım. Ama ben büyüklerin kıyafetlerini giyince, onlar gibi büyüyeceğini zanneden bir çocuğum sadece. Tüm arayışım, dalgınlığım ve şaşkınlığım bundandır. 

Mücadele ettiğim ve kaçındığım şeylerin, bir gün tek gerçeğim olacağını bilmek ne acı. Hayat, insana, 'asla' dediklerini yaptırmakla geçiyor. Sigara içmek istemez hatta nefret edersin ama sigaradan ölür gidersin. Paran yokken, cimri insanlara söversin; parayı bulunca, kendini bile tanıyamaz olursun. 

Değişim ile dönüşümün farkını, işte bu noktada irdelemek gerekir. Yıllar evvel Ataç Kitabevi, Kafka'nın 'der Verwandlung' adlı ünlü kitabını Değişim diye çevirmeyi uygun görmüştü ama sonrasında dönüşüm adını aldı. Peki neydi farkı? Değişim gözlenebilen bir farklılaşmadır. Süreci izler ve izleri takip edebilirsin. Değişim dıştan başlar ve içe dönük bir restorasyonu ortaya çıkarır. Ama dönüşüm, başkalaşmaktır. Başkalaşım teorisi vardır, canlıların adaptasyonuyla bağlantılıdır. Ortama uyum sağlamak isteyen canlı, ortamın koşullarına adapte eder kendini. Fakat Kafkaesk dönüşüm, adapte olamayan canlıların(disconnectus-erectus) yaşadığı başkalaşımdır. Adapte olamamaları sonucunda yabancılaşarak, bu süreci başlatırlar. Bu sürecin en can alıcı noktası da şudur. Ara geçiş formları yoktur ve derinden başlayıp, ağır aksak ilerleyip, bir anda son vuruşu yaptığı için de; ne izleri, ne de etkileri anlaşılabilir.

Sen çok değiştin diyordu, aslında olansa, bu E. çok kullanışsız, değiştirindi. Olsundu, haksız sayılmazdı. Bir bakardın sen sandığın, artık sen değilsin. Zaman yok etmişti her şeyi ve geriye dönecek yollar da çoktan kapanmıştı.  Kişilik sahibi olamayanlarda böyledir. Sahip olma dürtüsünden yoksun olduklarından, bağımlı hatta muhtaç olurlar. Ve bu yolculukta ağır ağır yok olurlar. 

Ne demiş Dostoyevski, eğer kirli bir ırmağı içine alabiliyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın. Nice ırmağa yer bulduk da, kendimiz öksüz kaldık bu çarpık düzende. Düşünmek, insanın kendine yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşma da, yavaş yavaş yok oluşa sürükler seni. Descartes, nasıl düşündükçe varolduğunu anlat hele, biz şarkılardan beri yok oluyoruz dostum. Ayrıca senin sözlerinde de açık buldular. Düşünüyor olmamız, varolduğumuzu gösterir belki ama nasıl ve nerede olduğunu bilemeyiz. Bizler de varız ama varlığımızın nasıl bir yangın içre olduğunu, kim bilebilir? 

Düşünmeyi bırakırsam bir gün, ne olacak? Yok oluş sürecim mi duracak ya da bir anda yok mu olacağım? Ağır ağır yok olmak mı kötüdür yoksa birden varlıktan kopup gitmek mi? İnsan yok olmayı varlığın imkanlarıyla arzuluyor. Oysa yok olsa, varlığından şikayet edebilir mi? Belki de yokluk, varlığın devamıdır yani şunu demek istiyorum; Belki de varlık, yok oluştan yoksun olma halidir? Bu hipotez, teori olamasa da, aklımda bulunsun. Nasıl olsa anlayan da, anlatan da olmayacak. Belki bir  gün merak eden olur diye, buraya yazayım. Delilerin köküne kıran girmedi ya, elbet bu kalabalıkta rastlaşırız birileriyle. 










10 yorum:

  1. Değişim ve dönüşüm arasındaki farkı çok güzel anlatmışsın, hakikaten bu kadar kirli nehirleri yutabilmek için Dostoyevski'nin sözü gibi deniz olmak lazım, ülkemizin halini düşündüm bu güzel yazınla, bu kadar kirliliği kaldırabilecek miyiz? Değişim değil, dönüşüm oldu bizim halimiz de, bir paket makarnaya, bir çuval kömüre karakterlerini sattılar ki, bir daha geri gelmez..:( kentsel dönüşüm diyorlar ya, insanları da dönüştürdüler:( dini, imanı para olan ve başka hiçbir değeri olmayan, bunu kendisine sağlayana ne yaparsa yapsın kul olan, ahlaksız bir türe dönüştürdüler. Biz dönüşmeyenler acı ve endişe içindeyiz bu yüzden:(

    Emeğine sağlık çok beğendim...
    Mutlu yıllar Emre'ciğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah be ablacım, o kadar haklısın ki. Elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum ama maalesef olmuyor.
      Çok teşekkür ederim, sana da mutlu yıllar dilerim :)

      Sil
  2. Düşünmek kavramı oldukça geniş ve sınırı yok, iyiyi de kötüyü de düşünebiliriz; yoğruluşumuza -çevre ve eğitim, özellikle kendini eğitme- göre şekilleniyor galiba.
    İlgiyle okudum yazınızı, emeğinize sağlık. Dediğiniz gibi büyümek büyüklerin giydikleri elbiseyi giymekle olmuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünmekle, ön yargıları değiştirmeyi ayırt etmediğimiz sürece, aynı karanlıkta kaybolacağız.
      Çok teşekkür ederim,mutlu yıllar dilerim :)

      Sil
  3. Ancak bu saatte yazdıklarını okudum Emre, bir de dinlenmiş dikkatimle yarın okumak istiyorum. Yalnız çok güzel bir yazı olduğunu anlamak zor değil. Değişim ve dönüşüm, birbirine benzermiş gibi algılansa da gerçek aynen yazdığın gibi. Çok beğendim oğlum. Yorum yetersiz biliyorum, zira okuma zamanlamam yanlış idi.
    Tekrar sayfanda görüşmek üzere. Sevgilerimle,sana güzel bir yıl dilerim...
    Eline, düşüncelerşne sağlık Emre :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim ablacığım , senin varlığın yeter. Sana da mutlu yıllar :)

      Sil
  4. Oğuz Atay diye haykıran beynimi susturamadan af dileyerek söylüyorum, ifade ettiklerin ve ifade ediş tarzın bana değerli yazarı o kadar çok anımsattı ki, okurken kendimi Oğuz Atay kitapları okurken kapıldığım hisse kapılmaktan alıkoyamadım. Gerçekten değerli bir analiz ve sentez görüyorum. Değişim ile dönüşüm, sandıklarımız ile olanlar, sözde kalanlar ile hakkını vermek arasındaki farkı çok güzel işlemişsin.
    Düşünmeyi bırakmak mümkün mü? Kayra gibi bir gün her şeyi bırakarak -ki, yine de birinin yok olma sürecinde bile seni bırakmamasına ihtiyaç duyarak- yavaşça bütün düşüncelerden sıyrılmak mümkün mü? Yazabileceğin son cümleye kadar yazıp düşüncelerinden tamamen kurtulmak, mümkün mü? Sorulara soru ile karşılık vermek elbette bir şey ifade etmeyecektir ama bazen soruların, bu hali ile cevaplardan önemli olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bazı yolculukların, varışlardan önemli olduğu gibi.
    Bir de, bazen varlık ile yokluğun en çok belirlileştiği ya da en çok belirsizleştiği ama mutlaka birine vardığı noktada ikisi birbirine artık eşit gibi geliyor. Varlık her ne kadar başka şeylerin varlığına bağlı gözükse de yokluğa da bağlı çünkü. Öyle ya, yok yoksa var'ın ne farkı olacak? Tıpkı sonsuz ve sıfır gibi. Bu da, "her ne kadar teori olamasa da" bir düşünce işte, dediğin gibi, sonuçta "delilerin köküne kıran girmedi". Aklıma İhsan Oktay Anar'ın kitabındaki şu sözü geldi: "Rendekar yanılıyor. Düşünüyorum ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya."
    Kalemine sağlık...

    YanıtlaSil
  5. En az hikaye kadar derin sorular barındıran, yetkin bir yorum olmuş, tebrik ederim.
    Öncelikle Oğuz Atay sevgim ve bunun etkisi hep olumsuz hissetmeme sebep olmuştur. Çünkü bir yazar namzedi için, öykünmeyle başlanır ama zamanla aşılır bu durum. Bu açıdan, kendimi sorgulamama sebep oluyor. Lakin olumlu bir yandan da bakarsam, Oğuz Atay kadar yetkin ve zeki bir yazarı, sizin kadar iyi bit okura çağrıştırabildiysem, onur duyarım.

    Değerli görüşleriniz ve onları yorumlayışınız için minnettarım. Lakin İhsan Oktay Anar'ın bu sözü İnternette de geçiyor olmasına rağmen ve okuyor olmama rağmen, bana denk gelmedi Umarım rastlarım.

    Yorumun için çok teşekkür ederim, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun bir olumsuzluktan çok tarzlarınızın benzerliği olduğu kanaatindeyim. Belki yazış ve düşünüş harmanının içerisinde etkisi mevcuttur ancak bu kendi kaleminin önüne geçmediği sürece fikrimce olumsuz bir şey değildir. Olumsuz olarak algılanmasını ve düşünülmesini istemem.
      Söz, Puslu Kıtalar Atlası kitabının sona yakın ortalarında geçiyor. Kitabı okuyorsan mutlaka rastlarsın. Üstelik yazarın René Descartes/Yöntem Üzerine Konuşmalar ile Rendekar/Zagon Üzerine Öttürmeler oyunu çok dahice değil mi? Keşfetmek benim için çok eğlenceliydi. Eğer Puslu Kıtalar Atlası ise okuduğun kitap -biliyorum blog konseptinin dışında ancak- kitap hakkındaki düşüncelerini okumayı gerçekten çok isterim. Bunları eklemek istedim.
      Asıl ben güzel cümlelerin için teşekkür ederim, naçizane görüşlerimi belirtmek dışında bir şey yapmadım, sevgiler :)

      Sil
    2. Övgün için çok teşekkür ederim, ihya ettin beni.
      Kitapta sözün geçtiği yere denk geldim ve iki gün önce de bitti zaten, özellikle Descartes ve düşünce-varlık sorunsalı vurucuydu.

      Elbette yazarım hatta başladım bile, sevgiler :)

      Sil