Hangi yazarın biyografisi okumak istersiniz?

3 Aralık 2017 Pazar

Memleketimden 'Aydın' Manzaraları



 Neden uzun bu geceler, neden mum alevinde titriyor umut dediğin. Merdiven boşluğuna tükürülen günlerden, kan kusulan günlere doğru ilerliyor hayat. Düşünmek, üretmek, bunlar mekkâreye dönen aklın çırpınışları. Fikirlerin geçişinde onları yakalama çabası insanı tüketiyor. Zamanın ve mekânın somutluğundan, soyutluğa geçişi ortaya çıkarıyor. Mücerret bir âleme ve muhayyileye itiveriyor.
Ne zaman düşünsem,  aidiyetten bir parça daha yitiriyor, maskelere ekliyorum. Ağır ağır nakşedercesine, ince detaylarına değin işliyorum. Usta olmak öğreteceğin şeyleri, yeniden, en başından, öğrenmektir. Ustasıyım tefekkürün, acemisiyim yaşamanın. Ondandır bunca içimde devinen mihnet ve eziyet. Başa sararcasına eski bir şarkıyı, mütemadiyen aynı suçluluk duygusuyla yargılamam, kendimi. Başkalarının yargısı, kendi kuru kalabalığıdır çünkü.  Oysa kendime söylediğim sözler, derin yaralar açarlar. Öyle yaralar ki, kabuk bağlamak yerine, iltihap akıtır dururlar içime içime. İşte bu merhalede, zehirlenmek ile yazmak arasında bir seçim yapmam gerekirdi. Ya ben zehirlenecektim, ya da zehri kâğıda zerk edecektim. Seçimim aşikâr ama sonucu muğlâk. Tanımlanması zor bir bahis bu, anlatmayı denemek beyhude ama yine de, denemek gerekir.
Ne var söylenen o sözlerde, ne gördün gülen yüzlerin ardında? Yazmayı öğretenler, konu ve ilham depolamak için mi sapladılar hançeri? Okumak ne peki, bilmediğin dünyaların acılarına ortak olmak sana ne öğretti? İçinde sinsi sinsi büyüyen, seni ağır ağır tüketen o ifrit tohumu, sen atmadın mı toprağa? Kendi ellerinle, kendi ecelini yaratmadın mı? Frankenstein’ine can veren, kanlı elleriyle dünyayı izleyen sen değil miydin? O göklerine yücelttiğin insanlar değil miydi, seni senden koparan; onlar değil miydi, seni sen olmaktan çıkaran? Aheste aheste yontarlar seni önce,  normali budur. Normlara uymak, farklılığı rehabilite etmektir kutsal vazife. En sonunda ise kimliğini verip, suretini alırlar elinden. Artık onlardansın ama kendinde misin?


Nimetten sayardım onları, öper başıma koyardım hatta bazen bununla da yetinmez, başımdan yukarıda muhafaza ederdim. Oysa ben onları yüceltmez, sadece kendimi alçaltırdım. Çünkü o kocaman akılları ve engin görüşlerinin yanında ben, Amerika’yı yeniden keşfe çalışan, küçücük dünyasında hayalperest saçmalıklar devşiren bir garibandım. Hepsi o kadar mukaddestir ki, kişiliklerinin çevresinde aşılmaz duvarlar vardır. Nadide çizgilerle düzenlenmiş mimari tasarım unsurlarıyla bezeli, zarafetin son demlerinde gezinen aşkın yapılar. Oysaki aslında, tablolarını soylu ve asil çizdiren, eski zaman şövalyeleri gibidirler. Köhne ve çürümeye yüz tutmuş. Bir gün benim gibiler çıkıp gitseler bir anda, Bunuel filmindeki gibi sıkışıp kalacaklar orada.   



9 yorum:

  1. hımmm iyi bir yazı, derin. ah bizde aydın olmak kolay olmasa gerek. ama entelektüel çok. sanki onları anlatmışsın gibi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, yorumu sana kalmış dostum :)

      Sil
  2. Farklı olana her zaman karşı koymak adetten galiba, illa hep belli birileri, hep 'ünlü' birileri tutulur, yenilere, farklılara, kendine özgü şeyler yazanları küçük görürler, çok güzel yazmışsın yapıcı bir eleştiri olarak, 'mücerret' sözcüğünü inan anlamını bilmiyorum düşün moruk yaştayım:)sen gençsin bence sözcüklerin de genç olsun, tabii son karar senin, seviyorsan bir şey diyemem.
    Eline sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için öncelikle teşekkür ederim ablacığım, sürekli takip ediyor ve içeriği zenginleştirecek bakış açıları sunuyorsun :)
      Aslında bilinçli olarak eski kelimeleri kullanmalıyım diyerek düşünmüyorum, gündelik konuşmak dilimden tüm seçtiğim kelimeler. Anlamayan insanlar, anlamak için sözlük karıştıyor, bu da bilhassa hoşuma gidiyor.
      Sevgiler :)

      Sil
    2. Ayrıca moruk falan da değilsin, çoğu genç diye gezene fark atarsın :)
      Senin güzel yüreğin ve ince fikrin yeter :)

      Sil
  3. Yaralarınız sizi zehirleyecek hale gelirse en güzeli yazmak olur herhalde.Okuduklarını harmanlamak, yazmak,kendinden damlalar akıtmak güzel şeyler. Hele seni sen yapan değerlerden uzaklaşmadan bunu yapabiliyorsanız. Aksi takdirde çoğunluğa uyan, onları hoşnut etme çabasında olup kendini kaybedenlerden olmak kaçınılmaz olur.Güzel bir yazıydı. Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  4. İsyanınız insani merhalede. Kişi çözümsüz kaldığında içindekileri boşaltıyor kağıda. Rahatlıyor mu kısmına gelince, en azından duygularını dökebilmek de cesaretin bir göstergesi. Düşüncelerin açıklanması bu aşamada çözüme doğru ulaştırıyor bilinmezlikleri. Anlamlı paylaşım için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında yazmak bağımlılık ama güzel bir bağımlılık mı anlamak zor. Ben her zaman yaşasın çözümsüzlük diyor ve konuyu kapatıyorum. Sevgiler :)

      Sil