18 Nisan 2016 Pazartesi

Kayıp Bir Gün - Son


Ertesi sabah uyandığımda başımda keskin bir ağrı ile aynı köhneleşmiş zihnin kapılarını araladım. Nasıl bir çaresizlik ki insan kendinden bile kaçacak mecali bulamıyor içinde. Odamı pare pare dolduran güneş ışıkları, gözlerimi yakarcasına ışıldatıyordu; dışarıda kuşlar cıvıl cıvıl şakıyor, ben ise üzerime atılmış ölü toprağıyla yatakta devrilmiş yatıyordum. Uyanmaya ya da ayağa kalkıp, yaşamın olağan seyrine kapılıp, maskemi yeniden yüzüme geçirmeye niyetim yoktu. Fakat yataktan doğruldum ve banyoya gidip, yüzümü yıkamaya yöneldim. Ağır adımlarla koridoru aşarken, gözüm dün gece kitapçıdan aldığım kitaplara yani torbaya takıldı. Dün savruk kafayla onları öylece köşede unutmuştum ve bugün mahzun bir duruşla beni kesiyorlardı. Dün neler olmuştu öyle anlamakta halen güçlük çekiyordum. İçimde anlamını açıklayamadığım bir bulantıdan mustarip Onları hemen aldım ve kütüphaneye dizmek için torbadan çıkararak odaya döndüm. Odaya varır varmaz, masaya yığdım kitapları ve tek tek dizmeye başladım. Kütüphanem ahşap bir dolaptı bundan dolayı kitapların kokusuyla karışan ağaç kokusunu içime çekerek, aheste hareketler ama nizami bir disiplinle kitapları diziyordum. Yeni aldığım kitaplarla yetinmiyor, diğer kitaplarla da tek tek ilgileniyordum. Duruşları ya da kokuları hoşuma gidiyordu. 
Kitaplarla bir süre ilgilendikten sonra, içimde yeniden yükselmeye başlayan bedbin havayla yüzümü yıkamaya banyoya geçtim. Yüzümü hızlıca yıkadım ve yeniden aynaya baktım, 
"Yahu, sen kimsin de âşık oluyorsun. Haddimi bil be kardeşim. 
"Hadsizlik mi yapıyorum, öyle mi diyorsun? " 
"Seni gören hamile kadın, çocuğunu düşürür diyorum. Utanmadan âşık olmaya yelteniyorsun bir de. Hadi hepsini es geçtim, üstüne üstlük karşılık da bekliyorsun utanmadan." 
"Haklısın, peki ne yapayım?" 
"Dün sabah, ne yapıyorduysan onu yap, rutini bozma." 
"Tamam."
Yüzümü, havluyla sildim ve kahvaltı hazırlamak için mutfağa girdim. Dolabı açtığımda yine zeytin, peynir ve arda kalan ıssız boşlukla karşılaşmıştım. Masayı gösterişsiz bir şekilde hazırlayıp, (gerçi gösterişli nasıl hazırlayabilirdim) masaya oturdum. Fakat yiyemiyordum, lokmalar ağzımda büyüyor ve işkence çektiriyorlardı. İçimde tükenen bir şeyler olduğunu seziyordum ama tükenmişliğe müptela olmuşçasına direnemiyor, teslim oluyordum. 
Kahvaltıdan sonra şiir yazmak için pencere kenarına oturduğumda dilimin ucunda umut denen zehrin tadını halen alabiliyordum. Sanki tüm vücuduma bu zehir zerk edilmişti ve düşüncemi pervasızca felce uğratmıştı. Düşünemiyordum, sadece duygularım arasında geçişler yaşıyor ve onlara teslim oluyordum. Uzaklarda bir yerlerde düşürülüp, sonrada öylece unutulup geride bırakılmış eski bir kartpostal gibi renklerim soluklaşıyor ve kayboluyordum. İçimden bir sesin telkinleri neticesi yerimde oturamıyor, sabırsızca güçlü bir çekimin etkisine giriyordum. Yerimden hızlıca doğruldum. Kara ciltli defterimi pencerenin köşesine bıraktım ve ceketimi aldım. Kabanımı giyinirken de evi derinden bir süzdüm ve öylece evden çıktım. Hedefime doğru adeta yaydan fırlamış ok gibi, emin ve seri adımlarla ilerliyordum. Fakat bir yanımda da yaptığım hareketin oraya gidiyor oluşumun ne denli çocukça ve saçma oluşunu değerlendiriyordum. Kendimi 2tükenmiş hissediyordum, sanki tüm dünya durmuş ve beni izliyormuş diye düşünerek de bir hayli utanıyordum. Geri dönmeyi umuyor ve inatla yürümeye devam ediyordum. Etrafıma bakamıyordum. Mesela köşe başındaki çiçekçi teyzeye selam vermemiştim ya da korsan DVD satan Rızaya hal hatır sormamıştım. Bir süre sonra kitapçıya vardığımda aklıma halen kasiyer kızdaydı ama heyecanım aklıma mani oluyordu. İçeri girdim ve usulca kitapları karıştırır gibi yaparak, göz ucuyla kıza bakmaya başladım. Kız aşırı derecede meşguldü ve alnında birikmiş terlerle sağa sola koşuşturuyordu. Bir süre oyalanmanın ardından o yerine geçince ben de yanına yürüdüm elimde ki rastgele seçilmiş kitapları kasaya dizdim. İnanılmaz derecede gergindim ve onun torbayı alıp, kitapları özenle yerleştirişini dikkatle izliyordum. İçimde o an bütün duygularımı açma ve kuşlar bir özgür olma isteği uyanıyordu. Fakat cesaret edemiyordum. 6 tane kitap almıştım, torbayı aldım, parayı verdim ve tam söze girecekken yanımdan usulca gelen bir adamın ona sarılmasıyla geri çekildim. Mideme kramp girmişti ve sanki beynimde bombalar patlıyordu. Birazdan aralarında ki konuşmalardan durumu anlayınca gözlerim bir anda dolmuştu ama ağlamıyordum, aciz görünmekten korkuyordum. Kitapları aldığım gibi dışarı çıktım ve aynı kararlılıkla eve doğru koşmaya başladım. Sanki bacaklarıma güç gelmişti ve aynı zamanda kalbim bir çocuk gibi eyvallah sız çarpıyordu. Rüzgâr yüzümü jilet gibi kesiyor, hafifçe çitileyen yağmur gözlerimden akan yaşları yüzüme yayıyordu. 
Koşuyordum ve böylece devam etmek istiyordum. Zaten aklımda sona ermişti bu yarış şimdi koşu arşa idi. Nasıl dayanırdım sınırına onu bulmam lazımdı. Eve varır varmaz, yine aynanın karşısına geçtim. 
"Sana söylemiştim değil mi?" 
"Evet, söylemiştin. Ne yapacağım şimdi?" 
"Ölümün hangi yönünü severim biliyor musun?" 
"Söylersen bilirim." 
"Ölüm, insana yaşama gücü verir ve onu ayakta tutar. Fakat ölüm seni yaşamdan itiyor. Neden yaşıyorsun hiç düşündün mü? Ölümden korktuğu için yaşayan aciz bir insansın, ağlamaktan utanman komik değil mi?" 
"Öyle fakat ben buyum, olmadığım biri gibi davranamam." 
"Sen ne olduğunu halen çözemedin değil mi? Sen acı çekmek için bu dünyaya atılmış bir çöp parçasısın ve görevin bu. Şimdi akıllı ol ve sadece yap. 
"Acı çekmekten korkuyorum. Fakat yaşarken de acı çekiyorum. Demek ki acı ile imtihanım benim kaderim. Acı ile imtihanım… 
"Hikaye bitiyor, her şey senin elinde. Nedir kararın?" 
"Yapacağım." 
Odama dönüp, baba yadigarı tabancayı alıp, yeniden aynaya döndüm ve sustum. Kurşunları hazırdı, sadece cesaret lazımdı. Cesaret yalandır acı ise gerçek. Nokta atışı ve patlayan beyinler.
"3, 2,1 …


14 yorum:

  1. Aaaa!:(((((((((ama çok kötü bitti:((((((((((((offf bu kadarını beklemiyordum doğrusu:((
    Kalemine sağlık...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında 3 bölümdü ama kısa kesmek istedim. Mutlu sonları sevmiyorum maalesef.
      Teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Deep demişkiii emrenin yazılarını kaçırmayınnn bende hemencecik ziyarete geldim çokta iyi ettim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım beğenmişsinizdir, teşekkür ediyorum :)

      Sil
  3. İlk bölümü su gibi okuyup hemen 2. bölüme geçtim ve sonunu hiç böyle beklemiyordum. Sonu mutsuz bitse de çok güzel bir hikayeydi. Emeğinize, kaleminize sağlık.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takdirinize mazhar olabildiysem ne mutlu bana, mutlu sonu olan bir hikaye de kaleme alırım umarım.
      Teşekkür ederim:)
      Hürmetler.

      Sil
  4. Oww sarsıldım! Deep'ten geliyorum. Bana da beklerim kardeş...

    YanıtlaSil
  5. Deeptan gördüm okunası bloglar arasından ve takibe aldım. İyi günler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, size de iyi günler.

      Sil
  6. Sonu niye böyle bitti ki :(
    Ama sende benim gibi mutlu sonları sevmeyenlerdensin.
    Kalemine sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, sevmiyorum pek ama yine de arada başka hikayelerde mutlu sayılabilir sonlar yazılabilir.
      Teşekkürederim, gözlerinize sağlık :)

      Sil
  7. Tekrar ediyorum; neyse ki kurgu :)) kalemine sağlık ;)

    YanıtlaSil