Sahi, tek bir tebessümde neler saklar insan? O derin buğulu bakışlar, kaç ömre sığacak yükler taşır? Bir Aralık günü göçüp gittiğinde ve ben seni yine bir aralık günü okuduğumda, insanın nasıl çürüdüğünü anladım Oğuz Ağabey. Senin tanıklığında izledim, nasıl da tükenip gittiğini umudun. Bizler bu dünyanın sahipsiz çocuklarıyız. Bizler oyunun ve sahnenin dışından, kırık hayatlarıyla dalga geçen acımasız münekkidleriz. Sen de Kafka'yı seversin bilirim. Çünkü bilirsin benim gibi, biz edebiyattan ibaretiz.
Bat dünya bat!
Takvimler 12 Ekim 1934 tarihini gösterdiğinde, Mebus Cemil Bey ve Muallim Muazzez Hanım'ın ilk çocukları Oğuz dünyaya gelir. Oğuz, kara ekmek ve milletler savaşı içinde, Ankara'da geçen çocukluk yıllarında, geleceğin umutsuz bireylerinden birine dönüşecektir. Bir de üstüne üstlük, Lise ve Üniversitede Gogol, Gonçarov ve Dostoyevski gibi deli dahilerle de tanışınca hayatı kökten değişecektir.
Oyunlarla yaşayan bir insan için, gerçeklik bir işkence alanıdır. Sınırlarını bilmediği ve her daim aştığı için, mutlak bir ızdıraba mahkumdur. Başkalarının hayatları ve yaşayışları, her daim muammadır onun için. Bunu çözme çabası ve yaşama yabancılaşmışlığı, onu sonsuz bir kaosun içine sürükler.
Tehlikeli Oyunların başladığı yer de burasıdır. Kalabalıklarda kimliğini yitirmiş kişi, yeniden kazanmanın ince hesaplarını yapar. Sinsice planlar ve entrikalar. Fakat insan anlamasa da, sırf aidiyet ihtiyacından kendini bir role ve şekle büründürür. Oyunların içeriği ise, rolünün kalıbına, keyfine göre hükmetmektir. Ulvi amaçları ve idealleri vardır en nihayetinde.
Oysa, yürüyeceği yolu bilmez aslında. Öylece havaya bakarak, ilerler sadece. Ve neticede önüne engeller çıkıverir. Engellerin onu bu denli zorlamasının sebebi de, engellere rağmen hala ideallerinden ödün vermemesidir. Bu süreç öylesine yıpratıcıdır ki, tutunamaz hiç bir insana ve zamana. Savrulur gider tarihin tozlu raflarında bir başına.
Ve döner der ki onlara;
Canım insanlar! sonunda bana, bunu da yaptınız.



