Geceye Not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geceye Not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2021 Cuma

Geceye Not - 9


 - 1 -

Sansürün en kötüsü otosansürdür. Suyun akışını çeşmeden değil de dağın bağrındayken keser.  


- 2 -

Şiddet, kelimelerle ifade edilmesi mümkün olmayanı ifade etme çabasıdır. Hangi sebebin, amacın ya da davanın ardına saklanırsa saklansın; şiddet çaresizliğin dışavurumudur.


- 3 - 

En büyük karanlık insanın zihninde taşıdığı kalıpların gölgesindedir. Orada planlı yargılar tohumlanır, cehalet filizlenir ve ölüm baş alır, verir. Dil insanın iletişim aracıdır, din insanın Tanrıyla ilişkisini şekillendiren yolun adıdır. Oysa insan dili ve dini bozarsa, ne Tanrıyla ne de diğer insanlarla arasında köprüler kalır, yıkılır ve harap olur.


- 4 - 

Kardeşlik, dostluk, sevgi, sadakat ve saygının isminin en çok anıldığı çağlar aslında eylem ile sözün çelişkisini örtmeye çalışan demagogların süslü nutuklarına ev sahipliği yapmaktadır. Çehov'un ünlü sözü çıkan tabancayı elbet patlatır ama tabancanın ne zaman patlayacağını kimse bilemez. Eğer tabancayı çıkarırsan, sonucunu da beklediğini fark edersin. Zihnin sürekli olarak buna odaklanır, geri kalan hiçbir detay odağına giremez. Oysa zaman durmadan akar. Bunu idrak ettiğindeyse anılar arasında geleceğe giden yolu kaçırdığını fark edersin. Zamanın imtihanı da budur.


- 5 -

Bir kurşun atıldığında tetiği çeken kadar çektiren de sorumludur. O mermiyi tabancanın ağzına süren toplumun her ferdinin göz ardı ettiği gerçeklerdir. Biri çözümü ölümde buluyorsa şayet; katili, yaşamı çekilmez kılanlardır. Bu açıdan bakıldığında intihar, bir korkaklık göstergesi ya da ilgi çekme çabasının sonucu değildir. Varoluşu başkalarının yargılarının altında Promete misali sinerken, kişinin özgürleşmek istediğinin en belirgin kanıtıdır. Nitekim, ölümlerinin mesulünü de barut testinden bulamayabilirsiniz. Zira, ortada bir ceset varsa, önünüze gelene kadar defalarca ölmüştür zaten.

11 Şubat 2019 Pazartesi

Geceye Not - 8


Resim: Springtime - Pierre Auguste Cot(1873)

-I-

Bir şeyleri değiştirmeye gücün yetmiyorsa, bırak aksın yatağında. Ama boş da durma; şartların seni değiştirmesine, yozlaştırmasına izin verme. Ne gerekiyorsa yap, acı çek, sev ve terk et. Yine de dile kolay olsa da, unutma; anlaman için değişimi kucaklaman gerekir ve insan gaflete kapılıp, bunu engellemeye çalışır. Mamafih değişimin önüne geçmeye çalışmak, çakıl taşıyla sel durdurmaya yeltenmektir, yeltenmeyeceksin: çünkü ne sel durur, ne de taş yerini bulur  yalnızca kolun yorulduğuyla kalır.

-II-

Değiştirmek saplantısı, değişime direnç noktasıdır. Çünkü insan kendi doğruları doğrultusunda ilerlediği için, değişimi hep başkalarından beklemektedir. Değişim mutlak doğru olan kişinin, mesih olarak yanlışları düzeltme macerasıdır. Oysa ne demiş Dostoyevski: Gençler yüksek idealler için canlarını vermeye dahi hazırlar; ama kendilerinde yanlış olan bir şeyi düzeltmek için parmaklarını dahi kıpırdatmazlar. Kendinde ara, kendinde bul ve kendinde çöz. Her insan bir dünya ise, dünyayı değiştirmeye kendi topraklarından başla. 

-III-

Mutsuzluk için bahaneler arama, mutluluk için çözümler bul. Çünkü mutsuzluk kolaycılıktır, mutsuz olmak için çaba harcamaya gerek olmaz. Taklit ederek ve kendini şartlandırarak başarabilirsin. Ama mutluluk, ki özellikle paylaşılacaksa; en zorudur. Dinlemeye hazır birini bulmak ve yargılanmadan kendini anlatmak, herkesin arzusudur. Uzun uzadıya içini dökmek, ardından huzurlu bir şekilde boynuna sarılmak. İki tarafın da manevi tatmini vardır; bulmalısın payını. Benliğini kuşatan yargılara ve içini dolduran cümlelere paydos deyip, her an yeniden doğmaya hazır bulunmalısın. Bu yol, kendi mutluluğuna ulaşmaktan da zordur; çabalamalısın. Tüm bunları aşıp, birlikte mutlu olduğun birinin tebessümüne tanık olduğunda da; hazzın doyumuna varmalısın. 

27 Eylül 2018 Perşembe

Geceye Not - 5

Bazı anlar vardır, durmadan hatırlanır. İnsan, ister ki yeniden yaşayabilsin; yeniden yaşayıp da hatalarını düzeltebilsin. Oysa ki o hataların neticesinde bu noktaya vardığı gerçeğini değiştirmez düşündükleri: lakin saplandığı çaresizlik hissi, bataklık misali içine çeker, zihni kararır. Acaba demeye başlar önce, keşkeler gelir ardından; kendini suçlamaya başladığı anda ise, hayattan izole olmaya başlar. Öldürdüğü kişinin, öldürdüğü zamanı yani kendisi olduğunu anlamaz; nitekim o an anlasa bile umurumda olmaz: çünkü kaybettiğinin değerini de, kaybedeceğini değerine oranını, kar-zarar hesabını doğru yapacak durumda değildir. Hayatta da, hayattan da kaybeden olduğunu fark ettiğinde ise önüne bir yol ayrımı çıkar: ya zor olanı yapıp yoluna devam edecektir, ya da geçmişi yük edip dibe çökecektir. Hayatın özeti de bu kırılma noktalarında verilen kararlardan ibarettir işte; yılların hesabını bir an verir ve belki de bir ömür faturasını ödersin.  

25 Eylül 2018 Salı

Geceye Not - 4

Ağlamak, çaresizliğin maksud bir ifadesi mi, sadece çaresiz olanlar mı ağlar? Yoksa ağlamak halen yaşamla dolu yüreğin kirlenmemek için gösterdiği yersiz çabalar mı? Kirlenmiş sözlerin söylendiği, şarkıların umutsuzluğu paylaşmaktan çok duyguları sömürdüğü dünyanın çarkları içinde paramparça olmuşluğumun izahı safdil olmam mı? Oysa ben ölümü gördüm, kucağında nilüferlerle açtı kapıyı, bir çınarın gölgesinde üfledi ruhumu. Köklerimden koptuğum o gün, ufukları ve zamanı dile getirdi.

Bir sandal oyuldu bedenimden, gürül gürül akan bir nehrin dalgalarında yalçın tepelere kulaç atarak büyüdüm, çürüdüm. Sevdayı, sevginin en ihtiraslısını, ihanetin en çetrefillisini tanıdım. Bir tutam yaşamak çaldım, ölümden başka hakikat olmadığına inandım. Bedenim yıpranmış eski bir kitaptı, kapakları yırtık, sayfaları yorgun ve eksik, eksiksiz düşler ve renkleri yazdım, okunmadım.

Yitirilmiş sevinçlerin, geç kalınmış yaşamları izlediği hayatlar, yaprak gibi düştükleri toprağın hükmüne boyun eğerler, toprak ki asırlardır aldığından fazlasını verir insana, tüm doğaya. Toprağa adak edilen bedenler, bahar olup gelişini muştalarlar tüm cihana. Ve bulutlar, güneşin perdesidir. Bulutlar, göğün mahzun çocuklarıdır. Gökkubbe engin deniz, sahilde toplanan çakıl ve kum gibi, tüm dünyayı gezdirir onlara. Kuşların evi, şairin vuslata varış yeri.

Çok yoruldum tanrım, tufanlardan, depremlerden, yangınlardan kaçtım da, kendime, kendi yıkımına yenildim. İnsanın, imanın, itikadın, ihtisasın, itibarın, ilmin ve isyanın riyasına saplanıp kaldım. Kurtar beni, tut elimden, azad et bu ucuz sirk oyunlarından. Sahnede bir maymun muzu yeme derdinde. Diğerleri kuzu kuzu sıranın kendilerine gelmesini ummakta. Parçalanmış ruhumla arınma dilerim, ellerimde yaşamdan kaçan bir korkağın kanları, ölümümü beklerim. Tut yüreğimden, tut ki açılsın önümde kapıları, düşlediğim cennetin.

24 Eylül 2018 Pazartesi

Geceye Not - 3


Aşk öylesine tesirlidir ki, insan yok olacağını bile bile varlığın tiryakisi olur. Kuşların kanatlarını inceler, göğün mavisine, suyun yeşiline ve şehvetin ateşine tutulur. Öyle kontrolsüz, öyle denetimsiz; çukurun dibinde yıldızlı düşler kurar, fısıltıları inlemelerine karışan bir delilik halidir. 
Oysa ne demiş Shakespeare; "Seveceksen ölçülü sev ki sevgin uzun sürsün; çok hızlı giden de çok yavaş giden gibi geç varır hedefe." Yoğun duygular zamanı unutturur ama zaman da yaşanılanı çürütür. Duyguların tahribi çürüyen evin duvarları gibi rutubet kokuları içinde yaşadığın hissini verir. İşte korku budur; aşkı doludizgin yaşamadıktan sonra aşkın anlamı nedir, fakat uçuruma gittiğini bile bile devam etmek de aptallık değil midir? Düş kurulur önce, sonra düşer ve düşüncelere teslim olur.

20 Eylül 2018 Perşembe

Geceye Not - 2

Sesin kapılar aralar, soğuk gecelerin kasvetli dokunuşlarıyla tenimi karanlığa boyar. Ruhum dizginlenmeyen bir kısrak edasıyla dört nala zamanı aşar, soluk sözler dökülür dudaklarımdan; yitirilmiş öpüşlerin bedelidir tüm acılar. 

Oysa her gece şehvetin izlerini taşıyan dört duvardır, günahını omuzlarımıza yükleyen ve ışığımızı çalan. Günahlar karanlıkta yaşanır ama aydınlıkta gösterir kendini, siluetler sessizlikte büyür fakat sesleriyle belli ederler kendilerini. Dokunuşlar yanıltabilir, koku aklı bulandırır ve gülüşler satır aralarında verilmek istenen mesajı, yüreğin dolambaçlı yollarından geçirerek iletir.

Öylesine sarmıştır ki, sonsuza dek uzanacak hazlara haris olduğunu sanmaktadır. Sanrılar böyledir, geçiciğiyle kalıcı izler bırakır. Pencereden geceyi izler, yıldızları sayar ve bir daha ağlar kendine. Ağlayabilirken ağlar, yitirmeden gözyaşlarıyla tükenip giden sahici hisleri. Sokağın sükunetine dalar, boyar bakışlarını, kollar zamanın yıkıcı hünerini.

Sana bakan geçmişini görür, seninle bakan geleceği. Bak, gör ve duy beni; zincirlerinden boşanan habis nefreti. Hazlar nefrete açılır, sevgi ise vicdanın örtüsüdür. Sevgi fedakardır çünkü, şehvet ise alacaklıdır her an. Bulutlar kadife örtüler gibi sarar, aldatılmışlara ağlar. Yağmurla arınır hatıralar, yağmuru hissedenler ay ışığına tutunurlar. Şafak gelir ardından, kapı kapanır ve hazzın doruğunda beliren günahlar mühürlenir. Kadınlar, erkekler; sokaklar vedalara uyanır. 

Resim: The Fisherman and the Siren -  Sandro Botticelli

19 Eylül 2018 Çarşamba

Geceye Not - 1

Anılar nehir misali içimden akıp geçiyor ve ben dibinden kum çalarak, unutmaya çalışıyorum. Ne söylesem pas döküyor, dilimin ucunda küfre dönüyor. Nereye gitsem gideyim, hamal misali yük ettiğim anılar ardım sıra geliyor. Vücudumu bir yele teslim etsem geçerdi belki acılar, ırak yerlerin sürgününde tozlu albümlerde kalırdı belki hissettiklerim. İsimler, şarkılar ve göğüs kafesimde ağır aksak yükselip içimi yakan o derin sızı. Bir kadını sevdim, o beni görmedi;  şiirler söyledim, işitmedi. Duyumsadığım her şeyde ondan izler buldum; iman ettim, kelimelerimi kurban ettim. Kanlı kırbaçlar indirdim, ki anlamın müphem eziyeti dinsin. Yağmurlar yağdı sokağına, güneşler yaktı ve insanlar bihaber açtı kapılarını sabaha. Geceden kalma yangınlar yandı, ıhlamur ağacı altında hoş kokulu ölüler uyandı, eksik kalan kim varsa siyaha boyandı ama umut dediğin bizlere uğramadı. 


Resim: Evgeny Lushpin - Magic Evening(2010)