Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2026 Pazartesi

Zamandan Düşenler


tükendik bir gece, düştük zamandan

yoruldu kaldı ömür dediğin öylece

kaderin nihayeti henüz durulmadan

çekildik perde arkasına sessizce

tükeniş malumdu ama meçhuldü vakit

ihanete mühürlü usul usul serzenişi

meşruiyet tanımıştı pespayeliğine

köhneliğinde adı konmamış hüzünler

meczubun esvabına bürünmüştü

 

yaşamak avuntusuna değdik vedasız

buğulu bakışlarında yükselen

dolduruşa gelmeye meyyal rotasız

amansız, izansız ve mütemadiyen

adlanmak, adanmaktı; adak olduk sırasız

tükendik; soldu renkleri ufkun, renksiziz

çürümüştü adımlarımız adım adım, adsızız

daldık düşlere ne öncemiz kaldı ne sonramız

 

yolunda gitmeyen bir şeyler vardı üstelik

yolu kaybetmiştik o ıssız gecenin izinde

hayat sahnesinde çarpık birer aynaydı

sıralanıyordu her bir insanın önünde

isyanın adı vardı sadece, inkârın tadı

riyanın sonu gelmez tiradı

kanayan vicdanın sesiyle

kanıma işledi

 

geceye yolculuk sona ermişti oysa

küllenen bileti saklamıştı cebinde

yankısı tık nefes düşler aynasında

geceye sermişti kelimelerin her birini

gecenin sonuna çıkarmıştı yolunu

çıkmaz sokaklara çevirmiş başını ve

çıkarmıştı gömüyü aklının izbelerinden

zamanın sınırına asılıydı parça parça

salınırken kaderi kör ustura ağzında

dilinde yılların eskitemediği hazin şiir

kahir zamanın izlerini gizlemişti

 

gittiğinden beri düşüyorduk sanki

sondan başlıyor gibiydi bazı şeyler

bekleyişler ecelin gölgesine sarılı

dur diyemiyorduk kokuşan etine

dindiremiyorduk

sızlayan kemiğin hasretini

söz geçiremiyorduk fırtınalarına

çarpa çarpa dağıtırken yamaçlarını

mukayyet olamadıklarının bedelini

parçalanan varlığıyla ödüyorduk

 

sahi var mıydık ki yokluğa meyledelim

diyorduk, gecenin derinlerine

kuyuya üflesen dalgalanır mı suları

surları aşılır mı hakikate varanın

ya da dönelim de bir an evvel kendimize

diye soruyorduk boşluğa

dilini kestikleri, sesini kıstıkları

adını anıp karanlığa attıkları gün

yanıtın gelmediği aşikarken üstelik

yine de inadın adına adanmışız

suskunluğa beyhude notlar düşerek

boşlukta yankılar beklemişiz

ne çare bu biçare yüreğe

meğer ne çok yenilmişiz

 

yer yok şüpheye meylinden

akla olduğu kadar

kuruntuların açtığı gedikten

zihnine kederi sızar

oysa belliydi ecelin gelişi

kulağımda tumturaklı curcuna

ardına nice “ama” sığar da

sığamadık gitti şu kalabalığa

kopardı ruhunu hunharca

sundu gölgelerin huzurunda

çoktandır kadere sözümdü

silmeliydim bildiklerimi

indirmeliydim rafları yerinden

kırmalıydım putlarımı

unutuldu çoktan her bir yemin

ölümü bile gömdük buraya

hatırlamak ağır geldi nitekim

insana dönüştük sonra

 

Emre Bozkuş

27 Kasım 2022 Pazar

Yitik Geceye Dua

Uzun geceler apansız bir rüya

Uzun geceler amansız bir hayal

Uzun geceler umarsız bir düş

Düştükçe içine kıvranır zaman

Savrulur yıprandıkça içten içe

Parçalanır avuçlarında iklimler

Pare pare yüreğine dolar

 

    Bencileyin bir sigaradır dua gibi dudağımda

 

Uzun geceye anlatırım bir tek derdimi

Bir geceydi ki korları hâlâ yakar

Geyik boynuzu yırtarken perdeyi

Narı dağılır öylece yarayı dağlar

Bedeni naçar, zihni dağlar aşar

Geceye doğar bütün umutlar

Gecede serpilir tüm yalanlar

Çırpınır yamaçlarında bencileyin

Sesleri ufkun ardına taşar

 

    Ellerinde can vermekteyken aşk

 

Gecenin ıssızlığında kan akar

Gece ki tanımsız bir kavramdır

Kavrar etini, kemiğini ve ruhunu

Yangınlar, yangılar içinde bırakır

Çıplanan bedeninde yitik hazlar

İzleri tazedir öylece dolaşır

Parmak uçlarından başlayarak

Zihninin doruklarına ulaşır ve

Yılgın adımlarla

Topuklarına dek dökülür

Ardından çıt çıkarmaksızın

Terennüme başlar

İçindeki ahlar, acılar, sancılar

 

    Nazenin bir şarkıdır çalınır odanda

 

Geceye söyler şarkısını çaresizler

Çünkü gecedir bedbaht gönlün

Biçare hallerin ikilemi

Sayrılar deryasında biçilmiştir eceli

Yalnız gecenin oluklarında

Sonsuza akarken kovalar

Yalnızca gecede onanır, onarılır

Tarihi geçmiş, tarifi kayıp hazlar

 

    Geceye yayılarak içimize siner

 

İsimsiz bir ecele benzer sonra

Gecedir şahidi geçip gidenlerin

Yaşananları geceye nakşederler

Binbir gece hüznüyle anlatırlar

Bininci gecedeyse zuhur eder

Duyulur esrik bir edayla

Çağlar geçer böylece nazarından

Gecenin hükmüyle aydınlanır

Masallar gerçeğin hükmüne yeniktir

Ne dersen de durulmaz

Durdurulamaz çılgın yakışı

 

    İsmini anarım ey sevgili, neden susarsın

 

İmkansızın şarkısını mırıldanır

Orada, şafağın gelişini muştular

Kendi adı kendi zamanıdır

Ayın şavkını paralar

Yerle yeksan eder bütün hisleri

Bir dokunuş, seziş ve duyuşta

Tutkunun doruklarına çıkar

Sonra mağrur adımlarıyla gelir

Sonsuzluğun kıyılarına

Limanlarından ecel kalkar

Bir yorgan misali örtünür  

Melanetiyle acze bürünür

Aşkıyla suretini seyrederken

Düşer, dağılır, kaybolur

 

    Mavi konuyor koynuna, niçin tutmazsın


Resim: The Night Bird Sings His Lullaby - Natasha Newton


25 Aralık 2020 Cuma

Vuslat

şu çılgın şırıltı, kulağı zehirle dolduran seslerin metafiziksel düzlemi acılar tortulanmış öfkenin doruğunda nidası günah defterine yazılır sarı sıcak dökülürken yanaklarımdan

korkunun şavkı düşer aklın yoluna öfkenin sesi sağır eder vicdanı nazarında binlerce anlam yatar bir bakarsın, gelir yapışır yakana bir daha kurtaramazsın kendini zihnin kırbaçları zamanı dalgalandırır kıyılarına vurur sayısız ceset ecelin ayak sesleri duyulur peşi sıra acelesiz, itidalli adımlarla sürer ardından esrik kelimeleri sancıları eksilmez aldığı nefesin soluğunda rayihası buğulanır çırpınıp duran yıldızlı gecelerde gölgelere karışan adımları celladının izini sürer kabuk bağlamaz olur yaraları boşluğu büyür gitgide gerçeğin hükmünden azade kaçınılmaz olana sarılıp dalıverir karanlığın koynuna sözleri binbir çağın şahidi gözler geçip giden kavimleri ummanın efsununa tutsak damıtır aşkın fikri bilincin köhne ocaklarında gerisi ezeli bir kovalamacadır ipek ipliklerle işlenen kadere yitik seslerin nöbetinde küle namzet, maziye mekkare varlığı arşınlar durmadan sevişmeler buğudur aynasında anlamın is kokulu karartısının bakar yansımasına göz ucuyla ve saplar hançerini acımadan gölgelerin arasında saklanana toplar renkleri henüz solmadan dağlar karayağız fırtınalarda yazmalar bağlar dimağına kurutmak için asmalarda zehirle hemhal gezen efkarı gecenin kuyuları taşkın dışarıda fırtınalı habis düşünce düşlerin kesiştiği noktada bekler anlamsızlığın karşısında isyana başkaldırıya dair sözler söyler bulutlara sarılan bir tohum olur yağmurlarla serpilir toprağına filizlenen vehmiyle günahkâr kavrulur, savrulur, yok olur ruhunu rüzgarlara teslim eder sonra dayanır kapına senden seni dilenir beklemekle bulunmaz, ki istemekle de alınmaz, deyip inayetini rızkından sayar bir avuç heves, bir parça merakla öylece dikilir karşında kavra aciz bedenini arındır günahlarından ki varsın kıyılarına bırak yansın, dokunma mabedine gömülsün külleri alazlandırdığın ateşte hayat bulsun yeni baştan toy, yeni yetme düşleri sıralansın önümüzde melekler tayfı kanatlarında çarpık kutsanışla tanrı buyruğunu bildirsinler ardı sıra acılar acıların şahididir ama ölüm, vuslatın işareti aslında

Dinlemek için:


2 Aralık 2020 Çarşamba

Sana Bakmak



sana bakmak

sonsuza uzanmak gibi

insanı kendinden koparıyor

sonra dönüp bakıyorsun ardına

bir avuç kül, bir parça toz savruluyor

dünya öylece dönüyor

oyun kaldığı yerden devam ediyor


ansızın bir rüzgar esiyor

kokun çepeçevre sarıyor 

parıltın karanlığı parçalıyor

dimağımda yitik zamanın izleri

tebessümünde hiç söylenmemiş sözlerle

bakıyorsun gözlerimin içine

bakışlarında yıldızlar yanıp sönüyor

ruhumun her zerresi ayaklanıyor 


yağmurlar yağıyor sokağına

saçlarını tel tel topluyorsun

ellerini uzatıyorsun 

parmak uçlarından yaşam filizleniyor

serpiliyor yapraklarına değin 

kor alevleri ruhumu dağlıyor

ve her dokunuşunda

yeni bir ben doğuyor


uyusam diyorum usulca

hiç uyanmasam

ya da gün içime doğsa

dağılıp her yeri aydınlatsa

bilsem ki artık kuşlar göçmeyecek

ben onların yerine göğe çıksam

ufka kadar kendimle yarışsam


bulutların şarkısı çalsa ansızın

bilirim, öyle şey mi olur diyeceksin

duymayınca bilemez insan

oysa melekler önümde sıralanır

zarif sesleri yankılanır

şimdiden, sonsuzluğa doğru

ne yana dönsem seni anımsatır


diğer yanda yalnızlığım durur

kimsesizliğim şahit gidişine

boyanırım baştan ayağa

ve dokurum kendimi ilmek ilmek

durabilmek için karşısında 


gönendiren görklü kulelerinde

kimsesiz sokakların çığlığı duyulur 

düşüşü kutsarım boyuna

zaman içre zamanlar gelip geçer 

çırpınan dilim ve soluklanan ömrümden

silkelenen perdede görünür sureti

aldanışların daimi siluetinin

şahidiyim çürümüşlüğün her biçimine 

ama sensizliğin adı eksik, acısı derin

sızısı geçse de izi sinmiş üstüme bir kere


sevdanın nabzı  şakaklarımda atar

kuşanırım benliğimi usulca

sırtımda asırların ağır yükü

sesini duyduğum nice kayıp ruhun

yasını tutarım yokluğunda


nefesin mevsimler yeşertir

tenimde günahlarımın bedeli

sancılarla kendini gösterir

toprağın nemi dudaklarımda

yırtar bağrını bekleyişin

kaldırır başını umarsızca 

asırlar bir anda siliniverir

kaybolurum o anda

 

işte geldim kapına

uzat ellerini tutunayım

ram olayım soluğuna 

söylesene sevdiğim

ruhumu bedenimden sıyırıp

şafağı getirsem avuçlarımda

sana hiç dokunulmamış yarınlar

hiç öpülmemiş sevdalar bıraksam

yüreğini açar mısın bana

Dinlemek için: 





21 Kasım 2020 Cumartesi

Vakitsiz Ölüm

sevdanın ateşi geceleri büyür

insan dediğin hep vakitsiz ölür


gönlümün pusulası kayıp

geçmişin yükü omuzlarımda 

usulca dokunursun yaralarıma

süzülüverir bütün acılarım

yüreğimden ruhumun boşluklarına


sokağından, gecenin sonuna değin

yalnızlığını adımlar durmadan

yazgısının yargısıyla muhatap

zincirlerinden kurtulmaya çalışır

coşkun bir sel gibi aktıkça


yaşamadan yitenler zamansızdır

bu esrik savaşın ortasında 

ıssızlığına sığınırlar yüce yüreğin

uzanırlar kan revan içinde 

yitik zihnin kör karanlığına


söylesene gün ışığım, sevgilim

hangi çağın kutsal vazifesi bu

ölülerini dimağına gömdüğün

hangi ozanın kayıp şarkısı 

kanlı devrimlerin çığlığını bastıran


ne zamandır kanar dilimin ucundan

satırlarımın arasına sevda sözleri 

seslenir karanlıkta kendine çaresizce

uzaksın kendine ve daha yakın ecele

işte bunun için yakala baharı damarından


düşsün avucuna nabzı kulağında

henüz rengi solmadan

sık, gevşet ve bekle öylece

sen durdukça dimdik ayakta

yitirmem umudu asla


ne söylenebilir gölgelerin içinden

aşklarının ışığında uyuyanlara denk





17 Kasım 2020 Salı

Pişmanlık

 geç kalmışım;

yetişemiyorum sana...





Özlemek

Anne denildiğinde sızlayan

Yürektir ve 

hiç dinmeyen şu sızı

tüm bildiğim, olduğum...


sırtıma heybemi aldım da çıktım

bu tekinsiz yollara

aklımda kifayetsiz cümleler

kelimelerin izini sürdüm de durdum

belki de durulamadım

her durakta bir parçamı bıraktım

yine de sessizdir acılarım, yeter ki

şu gördüğüm düşten uyanmayayım. 




10 Kasım 2020 Salı

Levla'ya Şiirler


-I-


gözleri uçuşu izler

derin uçuş ve kayboluş

kanatlarında günahkar ritimler

sallandıkça saçar tohumlarını

tanrılardan miras şehvetin


karayağız fırtınalar mı getirir

gecenin kıyılarında bekleyeni

ölüm dediğin adsız bir leke 

dalgaları vurur ruhun derinlerine

duyulur gelişi karanfil kokularıyla


dokunuşları efsunkar bir tuzak

ay ışığı paramparça dizlerinde

bedenin her zerresi tutsak

kanayan ufukta sezilir acıları 

dağlar yaralarını şehrin ışıklarıyla



-II-


çatı tepelerinde beliren yalnızlık

korkunun eşiğine kuleler dikmiş

kesif sessizlikte yolunu gözler

adım adım soluğunu yoklar 

dolaşır şehrinin sokaklarını

seyrek, sekerek ve teker teker

düşer zihninin buhranlarından

gölgelerin arasına karışır 

fay hatları depremlere gebe

parçalanan yıldızları toplar

kederle her gece 

tanrı ölümünü müjdeler


Oysa ölüm asırlık bir oyun, derdi.

Yaşamla bağını hiç koparmayan

Sayar hesapsızca yiten zamanı

Ve sızlar yarası hiç durmadan

Çöker sızısı yüreğine aniden

Çınlayan duvarlardan nehirler

Yırtılan göğün yarıklarından

Kayıp şehrin ortasına akar

İzleri silinir zamanla zamansız

Bulutlara üflediği ruhu kaybolur ardından



-III-


şu durmadan akan renkli hayat

başıbozuk yankılar içinde

bir görünür bir kaybolur

bense izlerini yoklarım

zaman silip durdukça


çırpınır anlam aramızda

yitik kelimelerin gölgesine

çarpık sözlerin umuduna

sığınır da bekleriz

gün bizim için doğsun diye


eski bir şarkı mıdır sevmek

adınla başlar ama biter mi söyle

şehirler, binalar çizdim öylece

yeni hayatlar belirdi avuçlarımda

döndüm yine seni seçtim


ne kadar çok öpmek isterdim bilir misin

yaralarla bezeli kırılgan ruhundan

ve ilmek ilmek örmeliydim sevgiyle

ki berkitilmiş cümlelerinle

sar diye mısralarımı


senin gözlerinle bakar Tanrı

cennet adımlarında vücut bulur

sonra üflersin tüm rahmetinle

parmak uçlarından filizlenir

nice ömür, nice sevda, nice ölüm...

4 Kasım 2020 Çarşamba

Bekleyiş

-I-

sana gelen yollar mühürlü 
kelimeler Nil'in kucağında 
gözleyen bizi ölümün rengi 
belki bir poşet belki de kedi 
taştan yürekler bırakan ardında

ellerini uzattın, zaman uzadı 
uzandı ötelere, ötelerde kaldı
ardından bir ses duyuldu 
döküldü damla damla dizlerine
umudun kanatları toprağa serildi

oysa bilmezdim gözlerini
bakışlarında yıldızlar doğarmış 
acılar acıları doğurur 
zehir yüklü kalemler
zahiri kelam edermiş

coşkun bir sel akarmış
zihnin kör noktalarında 
insanı derinlerinden parçalayan 
hangi ozanın kayıp şarkısıymış
kanlı devrimlerin çığlığını bastıran 

yaz, zamanı, burada ölüler yeşerir
öylece dipsiz kuyulara atılır
nisan yağmurlarında ıslananlar
uzun bekleyişlerin bereketini 
günahların cazibesinde yitirir 


-II-

gecenin oyuklarından sızan 
çaresizliğin yakıcı tadı 
ruhumun boşluklarına dolan 
ve biçimsiz gölgeleri kuşanan
kapanmak bilmeyen yaralar 

eşikte kanatları çırpınsa 
doldursa doludizgin sözlerimi
çıkagelse düşlerden umarsız
tenimi dokunuşlarıysa sarıp
ummanın kıyılarına bıraksa

nisan'ın 14'ü sırtımda ağır yük 
ellerimde bulutların nemi salınır 
oysa sabaha karşı uyanıp
İlk ışıklara gözlerimi araladığımda
yalanla gerçeğin ayırdına vardım 

kanatları açıldı küçük bir kuşun 
caminin minaresinden ayrıldı 
meydanda mahşeri kalabalık 
gözlerindeki anlamsız akisle
düşüşünü gören olmadı 

halbuki bir çırpıda söylemeliydim 
beklerken unutmaktan korktuklarımı
fakat ansızın gördüğümde yüzünü
sessizliği perde perde dolduran 
yağmurlarına sarılıp savruldum

bana şehrinin kapılarını aç
sokaklarında ruhum gezinsin
bana rüyalarını anlat
hatırladığımda gerçekleri
hayallerinin buğusuna kapılayım

bana kadim hikayelerden anlat 
ellerim suyun tuzuyla dolsun 
düşürme yüzünü umutsuzluğa 
rüzgarlara saldığın hatıran 
aciz yüreğimi baştan doğursun

Dinlemek için:


14 Ocak 2020 Salı

Yalnızlık...

Yalnızlık 
Bir derin kuyu
Derinlerinde
Ölümün elleri gezinen

Sessizlikle sarmalar suyu
Ecelin parmakları dolanır
Ezeli bir düşle 
Yastığında



6 Aralık 2019 Cuma

Güvercin Kanadı


Taken by Emre Bozkuş

Öyle çok öldüm ki, yaşamanın adı kaldı geride
Kendisi ırak illerin kıyılarında sürgün
Hangi çağ anlayabilir benim derdimi
Hangi sevda merhem olur yarama
Kıtalar boyu sürüklenen tektonik sancılar
Arz-ı hal edilen binbir köprülü çile
Gel de kurtar ellerimden akan kanı
Aktığı yerde beden bulmasın diye

Çürüyen kemikler yığılmış önümde
Tutuşan başlıklarda büyük puntolarla
Özgürlük geliyor satır aralarına
Mısralar kanat çırpıyor ardından
Sen oluveriyor gömdüğüm tüm kadınlar
Bilincimin kilitleri aşınmış
Öfkemin tüm sınırları umarsızca aşılmış
Pervasız gönlümün iklimi kurak
Buralarda bir sen varsın işte
Bir de yıldızlı gecelerde sarkıttığım 
Yapayalnız duvak

Doyamıyor şu apansız gecenin sesleri
Kırılıyor en hassas yerinden 
Öylece seriliyor iyi mi, kötü mü
Sallanıyorum tut ellerimden
Duru nehirlerinde arındır dilimi 
Arıt şu derin kuyularında benliğimi
Sana uzanan yollar kapalı diyordu 
Güvercin kanadında savrulan süreya 
Canım, hiç olur mu öyle şey
Hiç kapanır mı cennete açılan yol

Yalnızca ben kaldım bu sofada
Bir de yalanlarla serpilen yaşam
Öyle çok oldum ki ben
Oluşumda bir anlam aradılar
Yokluğum keramet sayıldı
Pirler dilinde, evliyalar elinde
Evlerine çınarlar dikildi
Bahçelerinde 40'lanan deliler
Bense geçip gittim yanlarından
Gözlerimde yas içinde veliler
Ölüm bile aşıp geçti üzerimden
Geriye kalan bir sensin işte
Bir de uzayıp giden geceler...

Dinlemek için:

Antik Acılar



Hayal etmek ne güzel değil mi?
Oysa bazı şeylerin değeri
Henüz yanıbaşındayken anlaşılmalı
taze hanımeli kokarken
avuçlarında dalgalanmalı
uğruna tanrıya kılıç kuşanılan
Aşklar
yaşayan ölülere dönmemeli 
ve her öpücük daima
sunağında Artemis'i gönendirmeli

katlanarak yuvarlanan zaman 
kıvrımlarıyla zihni sarıp sarmalamalı
tutuşmalı dünyanın uçları kökünden
ve sarsılmalı şehvetli gölgeler ışıklarda
söylenmeli o hiç söylenmeyen 
dinlemeyi öğrenmeli esrik çocuk
henüz yaralanmamışken yüreğinden

Zira pek bilinmez ama
seslerin dindirdiği acılar vardır hala
taze begonyalar sarar ruhu
kifayetsiz yakarışların çınlar
tekinsiz gecelerde duyulan
gözyaşları dalgalanır
soruları cevaplarında saklıdır oysa 
benirlenen bakışları dağılır 
kuytu izbelerinde gezinen adımları
paramparça aynalarda

sızlayan eklemlerini geceye asar
belirir yüzeyinde suların 
doyumsuz dokunuşlarıyla
kederli bekleyişlerde çürüyen
yolcuları izler
sarkacın iki yanından da keskin 
kayıp zamanın yitik bireyleri
dudaklarımızda antik acılar 
Afrodit'in günahlarının bedeli

Dinlemek için:

17 Şubat 2019 Pazar

Yaşamak

Missing - Elizabeth Stevens(1973)

En çok böyle zamanlarda
Hissediyorum yaşadığımı
Böyle zamanlarda çöküyor göğsüme
Vicdan denilen yükün ağırlığı
Senden önce bilmezdim hiçbir şeyi
Seninle de öğrenemedim ya
İşte o içimde ukde kaldı 

25 Aralık 2018 Salı

İhtiyar Gitarist

düşüncelerim uçarı
asılı kalıyor gecede
sesler büyüyor
sığmaz oluyor kabına
bir gölge saklanıyor
sisler arasında
ne söylesem nefesimi kesiyor
anbean yolumu gözlüyor
sus diyor, susmak tek çaren
ama durmuyor
durulmuyor akan nehirlerim

Ah!
aklım, yüreğim ve keşisen noktaları
insan bu oyunu nasıl oynamalı
bir izin alsam şu dünyadan
salıversem azgın iplerini
yaşamak yatağına doludizgin uzanacak
çıkarsam beynimi yıllık izne
düşünceler rayına oturacak
fakat yağmurlu havada şemsiyesiz kalmışçasına
kuşanır durur ölümlüğünü

yaşamaktan kaçtım boyuna
ne gördüysem uzattım ellerimi
soldu renkleri, karabeyaz
çekildi bedenimden
ve süzüldü damarlarımdan
kağıda dökülen ne varsa
ki bin taraçası Lorca'nın
zifiri karanlıkta yolumu tarif eder
bu tekinsiz kalabalıkta aldığım yol
ihtiyar gitaristi oluverir aniden

Resim: Pablo Picasso - The Old Guitarist(1903)

22 Aralık 2017 Cuma

Ölü Adamın Notları - I

 

ölü bir adam gördüm
gezinirken, dün gece
eski bir palto giyinmişti
delikleri göğsünde
gözlerinde hiç aşina olmadığım 
nedametli bir akis
solgun görünmeliydi, ölüydü halbuki 
oysa eceline icat 
dikiliyordu dipdiri

Bruggeli Madonna - Michalangelo

(1501 - 1504)

Duyuru : Finallerimden ötürü bir süre burada olamayacağım, sonrasında görüşmek üzere, sevgiler herkese :) 


17 Aralık 2017 Pazar

Aşk


celladını tanımaktır aşk
kan revan içinde bedeninin
sol yanında düşen kaledir
aşk

tanrıdan bir emanettir aşk
ruhunun kayıp parçası
arayıştır belki de umutsuzca
bulunması mümkün olmayandır
aşk

gelmeyeceğini bilerek beklemektir
‘gitme’ diyememektir aşk
soğuk terler içinde uyandığın
uykusuz gecelerdir
aşk

aşk özlemektir saçlarını
her teline ruhunu saklamaktır
kanlı devrimleri yüreğinde
yeniden yaşamaktır
aşk


29 Ekim 2017 Pazar

İklimler Arasında

taken by Emre Bozkuş

annem derdini
suya anlat derdi
vermezmiş sırrını ele
bir kelimeyle başladım
heceye yuvarlandı
ve bir gece anladım
sözlerden kaçarken
kesif sessizlikte
kulaklarımda çınladı 
"yalnızlık" belirdi ardında
sıraladım tüm anıları
yalnızlık, yalınlaşmaktı oysa 
kaçtığın benliğinde
kendini bulabildin mi?


dinle o fısıltıyı
herkesin vardır bir hikayesi 
anlatacak kimsen yoksa 
aynalarla bakışırsın 
kör kuyulara düşer feleğin nazarı
sözlerden, söz seçip maharetle 
işlenir kara tahtaya
ki mahir ellerinde şekillenir 
kasvetli yazgılar
yarıklarından sızar vicdana

kaçınılması mümkün olmayan
satır aralarında bulunmayı bekler
ayağını sürgüne basarsın
karşında parıldar memleket
böyle karanlık çöktü mü hele
ışıkları iyiden iyiye efsunlanır
çağırır kendine geceler


şehrin ışıkları bir yanar bir söner
aklın sınırlarında gezinir
asrın sırrı mühürlü dudaklarda
boyanır durur tazeliğini
oysa köhneliğinde duyulur
yarım kalmış sevinçlerin
tok ve anlamsız eksikliği  
anıları, acılar depreştirir bir anda
kalıverir muhakemenin ortasında
pişmanlığın sağır edici yankısı
kandırır mı yanılmaz bilinci
çelikten irade, savrulur rüzgarda
izleri, şuura değin ardında


başlangıcı çürümenin 
ilk anda çatışır kendisiyle 
hasretle bakışmalar gelir de
çöker o tozlu nine sandukasına
sorsan iptidai bir yanılgı
açsa Pandora’nın kulakları çınlayacak
ve dillendirse meramını
melodiyi bakışlarında 
sözleri dokunuşlarında arayacak 
sahi kaybolanı 
ne zaman arar insan 
kaybolduğunu anlamadan
oysa kaybedense insan
hakikati elbet kavrayacak. 


zaman ve peşi sıra sürüklenen
o derin uğultu 
ıssız kavrayışla kuşanmış
aciz ben tortusu
düşünceleri iklimler arasında seyyah 
temelsiz çırpınışları kulağımda
tek bir çınlama ve sonrası muğlak
varlığı sayrılar deryasında
ilkel bir avcı gibi, tedirgin
bakışlarında sayılı zaman, 
bir o yana bir bu yana kaçırır 


oysa uzatsa elini bir başka zamana 
bir başka kendine uzanacak
tutsa o sözleri sıkıca
ruhunu, etinden ve kemiğinden sıyıracak
ve dinlese sesini
ilenmiş ruhların 
bahşedilmiş bu özgürlüğe
dokunulmamış yarınlar biçecek

çünkü dağların yamacında kesişir
zamanla, aşkınlığın yoğun hazzı
ırmaklar doğar bakışlarından
tende ölüm belirir 
yürekte fırtına


ki gün gelir bastığın yorgun toprak
çekilir parmakların arasından
ışıkları söner perde perde
gün gelir anı olur, sıyrılır sırtından
acılarla döşeli fani yol
zamana bedeldir çünkü
kimi anlar
öylece dikilir karşında


                                                          çünkü sessizliğin de sesi vardır
kanatlanır uzak iklimlerde
ki yüce bir davettir söylenir 
dillerden dillere bir yol
kadim bir yakarış 


rüzgarlara teslim ettiğin
eski çağın hazinesi
elbet alevlenir
ihtiyar deniz
o saadet günlerini anımsar
ufku delen bakışları
kim bilir, nerededir?

Dinlemek için:

13 Ağustos 2017 Pazar

Şarkılar Söyle Güzel Çocuk



Şarkılar söyle güzel çocuk
Şarkılar söyle içinden
Sessizliğinin yankısında
Hayat bulsun umutlar

Şarkılar söyle güzel çocuk
Şarkılar söyle doyasıya
Doğa ana sarsın bedenini
Kelebekler uçuşsun bağrında

Şarkılar söyle güzel çocuk
Bulutlar raks etsin semanda
Şarkılar söyle cennetinden
Sürgün giden yolculara

Şarkılar söyle güzel çocuk
Sevda sözleri çalınsın kulağıma
Pespaye bir devinimdir bu
Binbir renkten yalanlarla
Süslenip duranlara

Şarkılar söyle güzel çocuk
Susmak merhem değil acılara
Yurtsuz birer gezginiz şimdi
Uyku haramdır bizden olanlara

Child With Flowers by William-Adolphe Bouguereau (1897)

6 Ağustos 2017 Pazar

Perçem Sokak


kanlı bir direniş gibi
kan revan içindeydi
zihnimin sokakları 
her ayak sesin
yaşamak oldu
kabuk bağladı
ruhumun noksanları
bir bakışın yetti
ruhumda ki
buzları eritmeye
içten bir gülüş
sarmaladı asırlık
köhneleşmiş bedenimi
savurdun her telini
cennetinin
bedevi yalnızlığımda
sonsuza kanat
çırpmak gibiydi
kaybolmak bakışlarında
buğulanan gözlerimde
damla damla süzülen
sevdasın şimdi
yüreğimi savurma karanlığa
sevda yuvasız bir kuşmuş
aç kollarını göğe küsmesin
insan sevdiği kadar
var olurmuş hayatta
hatırladıkça sevmeyi
yaşamayı öğrensin


Street of the Old Town — Oil Painting On Canvas By Leonid Afremov