Emma Goldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emma Goldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2016 Cuma

Denemeler - 4




Savaşların ateşli destekçileri, ve de savaş bezirganlığı yapmayı kutsi bir vazife olarak adlandıranlar, dökülen kanlardan beslenen kan içici mahlukatlardır. Savaşlar ne kimseyi yüceltir ne de hiçbir insana şahsiyet kazandırır. Savaşmak bir meslek değildir ya da hiçbir  millete mensup birey savaşçı vasıflarıyla doğmaz. Hiçbir din, dil, ırk, siyasi rejim, bayrak ya da başka  herhangi bir kavram insan ölümünü meşru hale getiremez. Savaşlar nefretin, kokuşmuşluğun, alçaklığının daimi gölgesidir.

Savaş, yüreklilik değil korkaklıktır.

-Edmund Burke



Hadi konuyu biraz açalım. Askerlerle başlayalım.
Büyük Frederik der ki; Eğer askerler düşünmeye başlasaydı, orduda kimse kalmazdı.
Hadi onlara biraz beyin fırtınası yaptıralım.
 Askerler neden tek tip giyinir? Neden hep aynı şeyleri yapar ve söyler? Neden farklılık cezalandırılır? ? Neden en büyük asker bizim askerdir? Neden öldüğü bilinmeyen gencecik bir bedenden vatan nasıl sağ olur? Neden sadece kendinden daha eski ya da daha ihtiyar diye başka bir insana koşulsuz itaat ettirilir?
Sadece onlara kızmakta olmaz. Neden farklı düşünmek, giyinmek, konuşmak, okumak, yazmak, yemek, içmek yani kısacası farklı yaşamak sakıncalı bulunur?
Biraz düşünün bakalım.


Savaşlar yaşlı adamlar için genç adamların çarpışmasıdır.

-Halk Deyişi


Savaşta, kazanan değil, farklı şeyleri kaybedenler vardır. Kimisi canını kimisi de vicdanını yitirir. Bütün siyasi figürleri düşünün. Kocaman kocaman laflar ederler. Her gün dünyayı kurtarır. Her gün yeni gezegenler keşfederler. En bilgili, en mütedeyyin, en ahlaklı, en ileri görüşlü onlardır. O kadar ileriyi görürler ki geri dönüp bugüne gelirler.
Biri artizlik mi yaptı? Hemen yiğit, aslan, cengaver ordusunu alıp, yakıp yıkarlar ve kazanırlar. Çünkü onlar mükemmeldir. Televizyonla, futbolla, dinle kandırırlar ve vatan(!) için gencecik bedenleri ölüme gönderirler. Vatan dediğin içinde umutla çarpan yürekler varsa vatandır. İçinde ki her insanın ölü olduğu yere vatan değil kabristan denir.
  Stalin'e göre bir insan ölürse cinayet olur, bir milyon ölürse istatistik. 
Siyasilerin ve silah tüccarlarının kendi çıkarlarını ve faydacı tutumlarını sürdürmek için, düzenledikleri kurban törenlerine savaş denir. 


Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.

-Emma Goldman



 Sizin hiç zengininiz öldü mü siperde?
Bizim hep fakirler öldü.
  Biz vatandaş bile değiliz aslında sadece rakamlarız birkaç milyon sayılamayan. Bizler küsüratlarız, toz zerrecikleri atom altı kuark tanecikleri.  
 Bu vatan bizim değil, nice savaşlar toprak için değil, vatan plazalarda, yatlarda, villalarda 1884 yılından kalma güney Fransadan getirdiği şarabını yudumlayan rahatseverlerin, toprak ise, masum canlıları evlerinden canlarından söken, orman katili, inşaatseverlerindir. Yani vatan, birilerinin sülalesi sırça köşklerde gırtlağına kadar lümpenlikte yüzerken, avam halkın(!) yani bizlerin yani fakirin evladının ölmesiyle sağ olabilen bir canavardır.

Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.

-Jean Paul Sartre

  


27 Ocak 2015 Salı

Demokrasi ve Entellektüel Masallar

Demokrasi
Sözlük anlamı halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimidir. Demos ve Kratos kelimelerinin birleşimi ile oluşur. Demos antik yunancada halk demektir, kratos ise hükmeden güç anlamına gelir. 
Abraham Lincoln;
Demokrasi, halkın halk tarafından halk için idaresidir" demiştir.
Peki gerçekten böyle midir?
Abd'li dilbilimci ve yazar Noam Chomsky'e göre bu tamamen yalandır. Ona göre;
"Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.Demokrasi, bizim sizden yapmanızı istediğimizi yaptığınız sürece istediğinizi yapmakta özgür olduğunuz bir düzendir."
Peki burada vurguladığı "biz" kimdir?
Demokrasi kavramını duyunca hepimizin aklında Başkan Lincoln'ün sözünde ki devlet kavramı belirir. Demokrasi düzenli aralıklarla gerçekleştirilen seçimlerde oy verip kendi erk sahibimizi seçtiğimiz sempatik despotizm. Uğruna nice canların yittiği diğer kavramlardan ne üstünlüğü var. Sizce oy verince özgürleşmiş mi oluyoruz? 
Gerçekten seçme şansımız var mı?
"Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı."
Emma Goldman

Her kavramın alt metninde burjuva sınıfı ve onun ihtirasları yatar. Demokrasi bu kavramların en kötüsüdür. Çünkü ortada bariz ama bir o kadar da ilüzyonlarla süslü bir kavram vardır. Demokrasi insanın insanı köleleştirmesinin modern ismidir. Algı operasyonları ile bu bariz gerçeği kolaylıkla saklarlar.
"Basit gerçekler, entelektüeller, hükümet temsilcileri ve medya işbirliğiyle 'ayak takımını' uzak tutmak için anlaşılmaz bir dilin gerisinde gizlenmektedir."
Noam Chomsky

Entellektüel kesim ; oligarkların ve erk sahiplerinin söylemlerini allayıp pullayıp karmaşıklaştırarak pazarlamada önemli yere sahiplerdir. Avam(Halk) kesime karşı lümpen tavır takınırlar ve gönüllü esareti aşılarlar. Her entellektüel aynı haysiyetsiz tutumu sergilemez lakin teorik geleneği olmayan aydın bukalemun özelliği gösterir.

Entelektüellerin binlerce yıldır süregelen görevi insanları pasif itaatkar cahil ve güdümlü hale getirmektir. 
Noam Chomsky

Bukowki'nin söylemiyle, entellektüel; basit bir şeyi karmaşık söyleyebilen kişidir. 

Bu çarpık algıyı oluştururken kullandıkları en önemli silah ise sahte 'fikir özgürlüğü' söylemleridir. Medyanın görevi "Her birey kendi yaşam şeklini belirleme de ve verdiği her kararda özgürdür." Sloganını insanların içselleştirmesini sağlamaktır. İşte bu slogan ve bireyin egoist(benlikçi) hale getirilmesi ile perde arkasında dönen oyunlar gizlenir.
Oscar Wilde bu konuyu şöyle yorumlamıştır. 
Geri kalmış demokrasiler için: "Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var."

Bize düşen görev ve sorumluluk kavramlarla kurulan bu ilüzyondan sıyrılıp zihnimizi özgürleştirmektir.Demokrasinin kusurları, yine demokrasi ile kapatılır.
Okumalı ,öğrenmeli ve bize anlatılanla yetinmeyip dünyayı kendi aklımızla tanımalıyız.
Yazıyı Eflatun'un ünlü özdeyişiyle bitirmeliyim.

Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiyegeçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.