15 Temmuz 2017 Cumartesi

Mimlendim :) #dogamizdavar



Ece Evren ablamın başlattığı Mim Etkinliğine ben de katılmak istedim. J


Etkinlik için;
http://www.eceevren.com/2017/07/mim-etkinligi-dogamizdavar.html?utm_source=feedburner&utm_medium=feed&utm_campaign=Feed%3A+KaraPazarlar+%28KARA+PAZARLAR%29

1- Hayatınızda olmalarına izin vermek için, kişilerde hangi özellikleri ararsınız?
-Eskiden saygı ve anlayış benim için elzem kriterlerdi lakin zaman insanları hayatımdan –ki özellikle merkezinden- çıkarmam gerektiğini öğretti. Nitelikleri ne olursa olsun, insanları(onlarla ilişkinizi) yönetebileceğiniz mesafede tutmalıyız.

2-Ben ilk bakışta, ya da bir iki görüşte anlarım nasıl bir insan olduğunu diyenleriniz var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?     
-Bana mantıksız ve saçma gelen bir durumdur. Çünkü ne olursa olsun bir insanın görünüşünden kesin bir bilgi sağlanamaz.

3-Birini sevmeniz için (sevgili, dost, arkadaş, hepsi) size sıcak davranması şart mıdır?
-Sıcaktan kasıt, anlayışlı hoşgörülü ve samimi olmak ise evet şart ama laubalilik olmamalı.

4-Birine iyi bir insan dediğinizde, hangi yönleri bu tespitinizde ağır basar?
-İyinin kesin bir tanımı yapılamaz bence. Çıkara ya da direkt olarak faydaya bakılır genellikle. Karşılıklı çıkar gözeten iki insan, birbiri için iyidir.

5-Dokunmak nedir sizce? İki manasıyla da rica etsem… 
-Bazı insanlar elleriyle dokunur, bazıları ise söyledikleri ve hissettirdikleriyle…

6-Fedakâr mısınız?          
Fedakar olmak, feda ettiğin şeyin ne olduğuna bağlıdır. ‘Kaz gelinecek yerden, tavuk esirgenmez’ demek fedakarlık değildir. Cevaba gelirsek, fedakarım ama olmak istemezdim. Çünkü fedakar olmak, suistimale açık olmak demektir.

7-Birinin size iyiliği dokunsa minnet duygunuz sürer mi, o iyilik her hangi bir terslikte referans olur mu? Yoksa?
-Minnet duygusunu hak ettiğine inanılan çok sayılı insanlar olur hayatımızda. Onlar dışında kimse zaten bu noktaya gelemez.

8-Sevgiyi bir iki cümleyle anlatabilir misiniz?

Mükemmeli(!) aradığımız ve sürekli olarak tökezlediğimiz meşakkatli bir yoldur. Sevgiyi değil sevilmeye değer olduğunu düşündüğümüzü arıyoruz ve yüceltiyoruz ama sevgi ilahi değil insani olunca güzeldir.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Derviş Hikayeleri - 1



-I-


Vakti zamanında fakir bir derviş yaşarmış. Zenginliğe hiç itibar etmez, daha çok fakirlerle oturup kalkarmış. Halk arasında o kadar sevilirmiş ki, eğer istese küçük bir işaretiyle zenginler ona tüm cömertliklerini gösterirlermiş; ama o bu yola hiçbir zaman başvurmazmış. 
Bir gün, dostlarından biri dervişe sormuş: "Servet ayaklarının altında olduğu halde neden bu kadar yoksulsun? Hiç olmazsa diğer fakirlerle paylaşırdın onu, neden istemezsin?" Derviş mütebessim bir şekilde cevap vermiş: "Ona ulaşmak için eğilmek gerekir de ondan!"


-II-


Sultan 4. Murad devrinde Erzurum'da yaşayan ve Habib Baba diye bilinen gönül ehli bir derviş, hacca gitmeye niyetlenir. Önce İstanbul'a gidecek, oradan da gemiyle kutsal yolculuğuna çıkacaktır. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a vardığında toz toprak olmuş üzerini temizlemek ve yıkanmak için bir hamama gider. Fakat ne var ki hamamı o gün sultanın vezirleri kapatmıştır. Hamamcı yaşlı dervişi içeri almak istemez. Habib baba, çok uzak yoldan geldiğini ve İstanbul'u fazla bilmediğini falan söyleyince hamam sahibi fazla dayanamaz ve yaşlı dervişi içeri alır. Ama, aman diyeyim şu kuytu köşede yıkanıver de hemen çık, sultanın vezirlerine de sakın görünme, başıma iş açmayayım diye de sıkıca tembihler. Birazdan sultanın vezirleri de hamama gelirler ve eğlence, neşe içerisinde hamam sefasına başlarlar. Vezirlerinin hamama gittiklerini duyan sultan da, bakalım bizim paşalar hamamda ne yapıyorlar, edeplice duruyorlar mı, yoksa serkeşlik mi ediyorlar diye tebdil-i kıyafet olarak hamama gelir. Hamamcı yine içeri almak istemez fakat sultanın ısrarları karşısında dayanamaz ve onu da Habib Baba'nın yanına götürür ve sen de burada yıkanıver de çık, aman diyeyim vezirlere görünme diye de yalvarır. Sultan Murad dervişin yanında yıkanmaya başlar, bir taraftan da vezirlerini gözetler. Bu arada yanında yıkanmakta olan Habib Baba'ya, baba gel istersen birbirimizin sırtını keseleyelim diye de bir teklifte bulunur. Yaşlı derviş bu teklife olumlu yanıt verince de sultan alır eline keseyi ve Habib Baba'nın sırtını keselemeye başlar. Bu arada dervişin kulağına, ah baba ah, görüyor musun şu paşaların halini. Onlar neşe ve eğlence içerisinde yıkanıp, hayatın tadını çıkartıyorlar, biz ise burada gizlice yıkanmaya çalışıyoruz. Adalet mi bu? Bu devirde sultan Murad'a vezir olmak varmış diye fısıldar. Habib Baba'da cevabını verir; "Boş ver bunları evlat. Ben öyle bir sultana vezir olmak isterim ki, benim şu uyuz sırtımı bu gördüğün vezirlerin sultanına keseletsin".


-III-


İyi arkadaş olan iki derviş bir çölde birlikte yürürlerken, yolda bilinmeyen bir sebepten dolayı aralarında tartışmaya başlamışlar. Gittikçe büyüyen tartışma esnasında bu iki dervişten birisi diğerini tokatlamış. Bir anlık şaşkınlık sonrasında tokat yiyen derviş yere oturmuş ve kumların üzerine: "Bugün en iyi arkadaşım, tek yârenim bana tokat attı" diye yazmış.
Biraz sakinleşip, konuşmadan yürümeye devam etmişler ve birkaç saat sonra bir vahaya varmışlar. Vahadaki gölette yüzmeye giren iki dervişten tokatlanmış olanı birden suyun içinde çırpınmaya başlamış. Diğer derviş bunu görür görmez suya atlamış ve onu kurtarıp kıyıya çıkarmış. Az daha boğulacak olan derviş kendine gelir gelmez belindeki hançeri çıkarıp büyükçe bir taşın üstüne: “Bugün en iyi arkadaşım, tek yârenim hayatımı kurtardı" diye yazmış.
Diğer derviş merak ile sormuş: "Seni kırdığımda ve tokatladığımda kuma yazmıştın, şimdi neden taşa yazıyorsun?"
Bizim derviş gülümseyerek cevap vermiş: "En iyi dostlarımız bizi kıracak bir şey yaptıklarında bunu kuma yazmalıyız ki, unutmanın ve affetmenin rüzgârı yazdıklarımızı silsin. Diğer taraftan yaşanan tüm güzellikleri taşların kalbine yontmalıyız ki, rüzgârların hiçbiri onları silemesin."



Osman Hamdi Bey - Şehzade Türbesi'nde Derviş(1908)

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Gitme



Bir yalan söyle inanayım
Gitme kal bedenimde
Kelimelerim tükenir elbet
Bozuk plak gibi takılır
Korkarım nefes alamam
Sen fısılda kulağıma
Saralım sevdayı gitme

Ölüm sinmiş düşlerime
Gitme yaşam senin ellerinde
Saklama gözlerini düşerim
Gün karışmış ıssızlığına gecenin
Korkarım geceden gitme

Sensizlik yankılanır odamda
Gitme bulamam yolumu
Anılarını sakladığım mısralarda
Dokunduğun tenim ölür gitme
Buz tutar yüreğim
Güneşi sırtlanıp gitme

Bir hançer saplanır ruhuma
Al kanım sana akar gitme
Mahşeri bir gürültü 
Kopuverir sol yanımda
Kanat çırpalım sonsuza 
Sonsuzum ol gitme

Görsel: Kağıt Oynayanlar - Paul Cézanne(1890–1895)

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Ölüşmek


Jean Delville - Yeraltında Orpheus(1896)

Artık yaşadığımı sanmıyorum
Ağır adımlarla ölüyorum
Hava değişti hissediyorum
Oksijen ya da Azot değil

İtiyatla ölüm soluyorum
Meçhul bir kayboluşta
Yeni bir kelime arıyorum
Zifiri korkulardan uyanıp
İçinde sesler duyuyorum

İsmini ölüşmek koyuyorum
Yaşamın tam ortasında
Ölüşmeyi düşünüyorum
Usulca diniyor sanrılar
Susmuşluklarında
Senden izler arıyorum
Bir düştür arıyorum
Usulca uykumun buhranın
da
Vurulmuş düşüyor İkarus
Kanatlarında ilahi bir nefeste
Senin sesinde yankılanıyorum

Ölüşmek nedir soruyorum
İzbelerinde aklımın
Ölüşmek ki şanlı meydanlarda
Kan revan içinde ölüşmek
Yitip tükenmek esrik kabuslarda

Ölüşmek ki karanlığında korkuların
Ayak basılmamış umutlarla 
Ölüşmek
Ölüşmek ki azraille kol kola
Tartarus'a yürümek

Dinlemek için:

3 Temmuz 2017 Pazartesi

A Kapısı - Giriş



Boşlukta kaybolmuş ruhlarını
Tanrıların gözyaşlarında aradığım
Sonu gelmez karanlık labirentlerde
Sonsuzluğu kovalayanlara
Yerle yeksan olmuş medeniyetin 
Dipsiz çukarlarında boğulan insanlarına
Zamanın ötesinde çarpan yalnız yüreğimin
Sessiz çığlığıdır bu dizeler



Caspar David Friedrich (1744 – 1840) 

The Wonderer Above The Sea Of Clouds (Bulutların Üzerinde Yolculuk), 1818, 

26 Haziran 2017 Pazartesi

Neden gerizekalıyız?





1: Gerizekalıyız, çünkü; söylenene değil, söyleyene odaklıyız.
2: Gerizekalıyız, çünkü; Ego perdelerimizle baktığımız dünyayı, kendimizden ibaret sanıyoruz.
3: Gerizekalıyız, çünkü; Entelektüel de olsak, halen kişiler üzerinden konuşmaktan ötesini yapamıyoruz.
4: Gerizekalıyız, çünkü; Halen vahşi birer primat gibi, ön yargı ve temel güdülerle dünyaya bakıyoruz.
5: Gerizekalıyız, çünkü; Bir kalıbı yenisiyle değiştirmeyi, düşünmek sanıyoruz.
6: Gerizekalıyız, çünkü; Tüm o mükemmel Sherlock komplekslerimize rağmen, dış görünümden edindiğimiz kısıtlı bilgiyle hüküm koyuyoruz.
7: Gerizekalıyız, çünkü; Hayatı aidiyet gereksinimden ve şuursuzca taraf olmaktan ibaret sanıyoruz.
8: Gerizekalıyız, çünkü: 21.Yy'da kadın hakları diyerek, kadınları halen ikinci sınıf bir konumda tartışıyoruz. Eğer tartışılacaksa, insan hakları tartışmaya açılsın. Kadın hakları değil, insan haklarıdır sorunumuz.
9: Gerizekalıyız, çünkü: Başka putları taşa tutarken, kendi putumuza söz söyletmiyoruz.
10: Gerizekalıyız, çünkü; Kendi mahallemizde post kavgası ederken, elalem Mars'a dolmuş hattı çekiyor.


Sosyal medyada bile paylaşılan şeyi, paylaşan kişiye göre beğenen evrensel kafalar; taşı atarken kırdığım camların bedelini, önyargılarınızla ödeyebilirsiniz efendim.
Selametle...



Gece Kuşları (Nighthawks) - Edward Hopper (1942)

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Yeni Görünüm ve Yeni Etkinlik

Uzun zamandır standart olan bloğumun görünümü yeniledim. Umarım beğenirsiniz :)
Bir de soru-cevap yapmak isterim. Bir yazarın hayatını yazmayı düşünüyorum. Her hafta ay yeni bir yazarın hayatını burada  paylaşacağım. Siz de istediğiniz yazarın ismini önerirseniz, konuyla alakalı fikir alışverişinde bulunabiliriz.
Sevgiler :)


14 Mayıs 2017 Pazar

Eğitim ve Kariyer Üzerine



EĞİTİM NEDİR?

Öğrenciler cehaletle ve okumamakla itham ediliyor. Onların sorgulamaması ve geleceğe dair planlarının olmaması alay konusu ediliyor. Yaşı belirli bir çıtayı geçen herkes, yeni nesle ve onun yaşamına amiyane tabirle giydirmek ile yaşamını sürdürüyor. Yeni nesil çok sığ ve kaygıları yok. Okul ile alakaları sınırlı ve öğrenmek istemiyorlar. Bilgiye aç değiller, sadece sonuç odaklı düşünüyorlar(sınavlar, mülakatlar v.s), okuma alışkanlıkları yok, geleneklerine ve kültürlerine bağlı değiller.
  
Peki, siz ne ürettiniz demek istiyorum onlara. Siz sadece önyargılarınızı, kalıplarınızı ve yanlışlarınızı, dayatarak bizi eğittiğinizi mi sanıyorsunuz? 12 sene yarış atı gibi yaşayıp, 4 senelik lisans programı ile ehil insan mı olacağız? Bilgiye aç olmak ve okuma alışkanlığı kazanmak için bireyin, bilginin mahiyetine dair bir algısının oluşması lazım. Sadece kör bir ezberle kişi neden bilgiyi arasın? Zaten başkasının istifra ettiğini sorgusuz yutuyor. Bu durumda hazırcı ve tembel ise, suç kişinin oluyor?  Bilgi rasyoneldir yani akıl ile ulaşılmalıdır. Eğer bilgi kişinin çabayla ulaştığı değil de başkasının aracılığıyla edindiği bir kazanım olursa, dogmatik olur ve çürütür.  Kültürel birikim ve entelektüel kaygı gibi kavramlardan uzak olmak, önceki nesillerin bir gelenek dahi oluşturmaktan aciz olmalarındandır. Toprağa tohum, gübre, su ve emek vermeden ürün bekleyen çiftçi, hasat zamanı dizlerini döver.  

“Yaşadığımız ülkenin en iyisiydiler ama bize okullar hiçbir şey öğretemediği gibi bir de tamamen çarpık bilgilerle donanmamıza neden olmuşlardı. Üstelik o kadar acımasızlardı ki, “Kuğu Gölü Balesi”nin müziğini dinlememiş olmak, 




Suç ve Ceza’yı okumama,




 devrim sonrası ülke hakkında eksik ve yanlış bilgilere sahip olmak adeta bizim suçumuzdu. Şair adı ezberlemekten şiir okumaya, 




savaş tarihi ezberlemekten barışı anlamaya, flütle modası geçmiş şarkıları çalmaktan Bach’ı dinlemeye, 




özel günlerde -savaşı- anlatan resim yapmaya çalışmaktan Caravaggio’yu tanımaya, dil bilgisini ezberlemekten de yabancı dil öğrenmeye vakit kalmamıştı.”


(Caravaggio - San Luigi dei Francesi)
Ezel Sadıker – Eğitim Üzerine – Kafa Dergi Mayıs Sayısı


-Eğitime ihtiyacın var.
+Katılıyorum ama kör regürjitasyon ve yineleyerek ezberlemek eğitim değildir.
Alman asıllı Amerikalı Teorik Fizikçi Albert Einstein ile babası arasında geçen bu diyalog belki de eğitim sistemi ve anlayışına yönelik yapılmış en radikal eleştiridir. Asırlardır ideoloji ya da misyonerlik faaliyetleri amacıyla; muhakeme yeteneğinden yoksun, birey olgusunun idrakinden bihaber aciz nesiller yetiştirildi ve devam ediyor. Eğitim kurumları adeta Auschwitz kampı mantığıyla işliyor. Tabelalardan yönünü tayin edecek kadar okuma-yazma bilen ve marketten yaptığı alışveriş sonucunda para üstünü alabilecek kadar hesap yapabilen parlak zihinleri geleceğe armağan ediyorlar.

 Yine Einstein diyor ki; “Eğitim gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir.” Demek ki suç kişide değil kişiye verilen eğitimdeymiş. Çünkü eğitim gerçeklerin empoze edilmesi değil, gerçeği kendi iradesiyle keşfedecek yetkin zihinlerin yetiştirilmesidir. Eğitimin amacı, üretim ve bilginin kümülâtif birikimidir. At gözlükleri ve gemle, amaçsızca sona koşan atlar olmamaktır. Ehil kişi neyi bildiğini söyleyen değil, neyi aradığını bilendir. Korkuyla ve ezberle tembelleşen zihin, işte bundan dolayı ardılının tekrarından başkası olamaz.       
Yüce Atatürk bir gün bir toplantı sırasında şunları söyler; “Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.” Aziz Nesin’e küfretmek değilmiş demek ki çözüm, ata buğday verir gibi bilgi vermek değilmiş ve gelişimde kişinin olduğu kadar, kurumun da rolü büyükmüş. Aksi takdirde Einstein’ın dediği gibi ‘eğitim insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalan şeyler oluyor'.  




KARİYER NEDİR?

“Başarı kolay elde edilir, zor olan başarıyı hak etmektir” der Albert Camus. Kariyer işte başarıyı elde edenle, hak edenin arasındaki adaletli(!) rekabete denir. Eğitim hayatı sonlandıktan sonra Sokratik bir tavırla, ‘Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir’ diyerek sınavlar ve mülakatlar ile dövüşüyor olmamız hâlihazırda yorucuyken, üstüne bir de ahbap-çavuş düzenine rastlamak derin bir hastir çektiriyor. Ankara’da dayısı olanın, toplum nazarında adam sayılması mı dersin yoksa üstlerine çekilecek yağın kalite kontrolünün telaşı mı. Zaten okulda yıllarını kaybedip, sırf diploma için yıllarını kaybeden insanlar bir de yükselmek için alçalmak zorunda kalıyorlar. Öyle ki limbo olimpiyatları düzenlense, kafadan ilk üçteler. Böylesine kaliteden yoksun ve tekdüze bir anlayıştan, nasıl başarı beklenir?

Moliere’ciğim eyvallah, güçlükler, başarının değerini artıran süslerdir de,  biz de insanız yahu. Kariyer planımızı neden atom altı parçacıklar değil de, Ales sonuçları belirliyor? Doğal seçilimin basit bir taklidiyle eleyerek belirlenmesi gerçekten çok rasyonel. Kariyer olarak neyi düşünebilir ki bir insan? Ev, araba, makam ve evlilik mi? İnsanların sonuç odaklı olmasını eleştiriliyordu ama neden bunun devamında susuluyor? Yahu bu kitle öyle bir eviriliyor ki bu kafanın elinde, hayalleri olan insanları kanserli hücre gibi görüyorlar artık.

Hayatın gerçekleri var evet lakin biz farklı dünyalarda yaşamıyoruz. Steve Jobs ile Urfalı Ahmet farklı paralel evrenlerde yaşamıyorlar. Lakin kariyer planı yapmak ki özellikle Türkiye’de tarot falından bile anlamsız. Dünyada başarının şartı düzen, disiplin ve çalışmayken, bizde ki karmaşa 70’li yıllar devlet dairesi arşiv odalarına taş çıkartır. Steve Jobs hayalinin peşinden koşup savaşabiliyordu ama bizler hayallerimizi değil, aç kalmamayı düşünerek çalışıyoruz. Böylesine bir açlık oyununda, yaratım ve devamında üretim de, imam eriği seviyesinde olur elbet.




Steve Jobs’ın şu sözünü hiç unutmam. “Mezarlıktaki en zengin adam olmak bana bir şey ifade etmiyor. Geceleri yatmadan önce harika bir şey yaptığımı bilmek. İşte bu benim için bir şey ifade eder.” Hangimiz gerçekten bu hisle giriyoruz yatağa? Ahlaklı, küfür etmeyen ve çöpünü her sabah atan olmak insanı yüceltmez. Kariyer planı yapmak bana tutarlı gelmiyor, yapmayı sevdiğin işi yapmaktır doğru olan. İnsan programlanan bir makine değil, tutkuları, hayalleri ve arzuları olan bir canlıdır. Belirlenen komutları uygulamayınca, haylaz değil birey olur. Bırakın hayal kursunlar, bırakın özgür olsunlar. 2 kere 2’nin sonucu 5 olsun onların hayallerinde. Çünkü hayal gücü gerçekliğe karşı verilen savaştaki tek silahtır1 ve önemli olan yaşamak değildir, başarmak  hiç değildir. Önemli olan insan kalmayı bilmektir.2
(1. Jules De Gautier – 2.George Orwell)



Yazıma The Beatles grubunun kurucusu İngiliz Müzisyen John Lennon’ın sözleriyle noktayı koyuyorum.

"Ben 5 yaşındayken annem hep hayatta en önemli şey mutluluk derdi. Okulda "büyüyünce ne olmak istiyorsunuz ?" diye sordular. Ben de "mutlu" yazdım. Bana 'ödevi anlamamışsın' dediler. Ben de onlara 'siz hayatı anlamamışsınız' dedim."



   

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Yeni Dalga Dergisi



Yeni dergi, yeni heyecan...
Cemal Süreya'ya popüler dergilerin değil de, bir de gençlerin gözüyle bakmak isterseniz, aramıza bekleriz.

facebook.com/yenidalgadergisi
twitter.com/yenidalgadergi
instagram.com/yenidalgadergisi

11 Mayıs 2017 Perşembe

Yeni Seri Önerileri

Merhabalar Blogger dostlar, öncelikle estetiğe giriş yazıma yorum yapan tüm güzel insanlara teşekkür ederim, iyi ki varsınız. An itibariyle yazıya başlıyorum lakin gerek yaklaşan finallerim gerekse dergiye yetiştirmem gereken yazımdan ötürü biraz gecikmeli olacak, affımıza sığınırım.

Bugün ki konumuz ise yeni bir seri hakkında fikir alışverişi olacak. Aklımda Bilim Serisi adı altında toplu yazılar yazmak fikri belirdi. İlk yazımda 'zaman nedir?' sorusuyla başlayıp, bilgimin ve kalemimin yettiğince size bilgi sunmaya çalışacağım. Diğer yazıların ve final süreci boyunca kozada olacağımdan, sizden yazabileceğim konular hakkında fikir bekliyorum. İstediğiniz konuları yorumlarda belirtirseniz çok sevinirim. Konu sınırlaması düşünmedim sadece akademik ve teknik detaylardan ziyade, eğlenceli ve teşvik edici paylaşımlar yapmayı tasavvur ediyorum. Yeni Seri fikri dışında başka seri önerileri de almak isterim.

Yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederim. :)